Bağımsız Gazete I Bursa Haber – Bursa Haberleri – Bağımsız Haberler

Finali Kendiniz Yapın

Finali Kendiniz Yapın
28 Temmuz 2017 - 9:00 'de eklendi.

Aile büyüklerimden hep, TRT’nin renkli ilk yayınlarını dinleyerek büyüdüm. Gerek amcam, gerek dedem, gerekse anneannem o yılları anlatırken 2 bilemedin 3 program ya olur ya olmadı der. Hatta “vizontele” filmini izleyenler varsa orada halkın aynı filmi defalarca izlemesinin altını çizer. Kendi memleketlerinden başka memleket görmemiş insanları, Cem Yılmaz’ın, yalanlarla, abartılarla, film starlarıyla arkadaşmışçasına anlattığı hikayeler ile kandırdığını görmüşsünüzdür. Günümüzde gelişen iletişim ve teknoloji sayesinde elbette durum çok çok farklı. Günde yüzlerce kanal binlerce programla insanları çok güzel meşgul ediyor. Açıyorsunuz a kanalını saatlerce izliyorsunuz, b kanalına geçiyorsunuz saatlerce bakıyorsunuz, ondan sıkılıp c kanalına geçiyorsunuz, bu kısır döngü 24 saat boyunca tüm ülkede devam ediyor.
Bu konuda da başı diziler ve yarışma programları çekmekte maalesef. Kaçınılmaz gerçeklerden birisi yaz başlangıcında mutlaka en az 3 4 kanalda bir yaz aşkı dizisi… Yalnızca 3 4 ay sürecek olan dizinin aslında başlangıcı ve sonu çok bariz belli iken onu izlemekten asla kendimizi alıkoyamayız. Çünkü merak ederiz. Çocuğun kıza nasıl açılacağını, kızın çocuğu süründürmek için nasıl reddedip sonra başka bir kızla görünce onun için nasıl gözyaşı dökeceğini merak ederiz. 3 ay sonunda dizi biter. Ancak o 3 ay bizim bilinçaltımıza harika mesajlar işler, aldatmayı, zenginliği, makyajı, kıskandırmayı, gerekirse aileni karşına almayı, yalan söylemeyi, okulu işi gücü bırakmayı, hatta çok seviyorsan istediğini kimseye hesap vermeden yapmayı yerleştirir kafamıza. Herkesin özgür iradesidir tabi ki, dizileri izlerken ki düşünceleri ve tasarrufları. Ancak ne yazık ki bu dizileri izleyenlerin yaş ortalaması alındığında maalesef ortalama 15 arkadaşlar. Ortalama 15! 15 yaş henüz resmi olarak kendi iradesi ile karar alabileceğine hukuk çerçevesinde kanaat getirilmemiş bir yaştır. Ailesinden habersiz, resmi hiçbir işe imza atamaz, aile izni olmadan bu işleri yapamaz, hatta ailesinin rızası olsa dahi 18 yaşından önce kimse ile evlendirilemez, evlenmeye zorlanamaz, kaçırılamaz. Şimdi siz kalkıp bu yaş ortalamasına hitap eden bir diziye yakınlaşma, samimi olma, alkol içme, gibi sahneleri koyarsanız, aileler zaten yeterli takibi sağlayamıyor, (bence sağlamıyor. Çünkü çocuğun için her zaman bir yolunu bulursun.) üstüne birde bu gerçekle karşı karşıya kalınca günümüzde yeni yetişen neslin neden başarı oranının düşük olduğunu tartışmak bence çok ucuz bir konu. Eğitim ve öğretim sorunu diyoruz ya hani işte bu hem eğitim hem de öğretimin temel sorunlarından geliyor. Eğitim ailede başlar derler. Öyle mi değil mi bilmem. Ancak öğretim kesinlikle aile de başlar. Aile neyin doğru neyin yanlış olduğunu çocuğuna öğretmek zorundadır. Bunun temel eğitimini verebilecek durumda olan her bir fert çocuğun için neyin doğru neyin yanlış olduğunu en iyi kendisi bilmelidir. Okulda çocuğunuza fen ve sosyal bilimler dışında başka bir şey öğretilmeyecek. Bunun farkında olmamız gerekiyor.
Çocuk okula gidiyor ve “Hocam Ogeday’a haksızlık yapıldı yaaaaa” , “ Hocam, bence o hak etmedi o ödülü ama Acun hile olsun çok izlensin diye öyle yaptı” gibi cümleleri 8 9 yaşında bir çocuğun ağzından duyuyorsunuz. Bu programların yapılmasına karşı bir insan değilim. Ancak bir şeylerin kabak tadı verdiğini düşünüyorum. O yaşta bir çocuk için önemli olan şey pratik çarpma bölme, toplama ve çıkarma kuralları olmalıyken; hızlı okuma ve okuduğunu anlama olmalıyken, nasıl oluyor da beyninin en uç köşesine kadar bu programlar işleyebiliyor.
Bir diğer tehlike ise maalesef amacının dışında kullanılan diziler, son yıllarda tarihe artan merak ile birlikte (Osmanlı tarihine) insanların duymak istediklerini onlara fısıldayan senarist ve yapımcılar cebini dolduruyor sanırım. Nasıl oluyor da insanlar okumak varken gerçek bilgiye ulaşmak varken bu kadar rahat kandırılabiliyor diye düşünmeden edemiyorum. Bu dizilerden ikisi var ki söylemeden edemeyeceğim. Her Cuma TRT de yayınlanan “Payitaht Abdülhamid” ve her Çarşamba yine TRT de yayınlanan “Diriliş Ertuğrul”… Bizim ülkemizde maalesef şöyle bir algı var. “bunlar hep yalan ya! Gerçek tarihi bilmiyorsunuz siz. Tabi canım bu halk gerçekleri görmesin diye saklıyorlar. Yoksa gerçek tarihi bir öğrenseniz bak nasıl etekleri tutuşur bazılarının.” Bir ikincisi “ya sen o söylediklerini nerden okudun evladım? Okulda hocalarının anlattığına ne bakıyon sen evladım. Hep yalan tarih onlar. Tarih sizin o kitapta anlatılan gibi bir tarih değil. Beyninizi yıkıyorlar, beyninizi…” tamam katıldığım bazı noktalar olabilir, ancak bu o düşüncede ki insanların hep haklı olduğu anlamına gelmiyor. Abdülhamid’i izliyorum; bakıyorum Cuma selamlığında mehter takımı var. Mehter yeniçeriliğin kaldırılması (1826) ile kalktı. Abdülhamid zamanında mehter ne alaka demeden edemiyor insan. İkincisi güncel siyasetin içerisinden özenle seçilmiş kelimelerin, ne hikmetse dizide kullanılması insanların aklına “Görüyor musun? O zamanda hep aynı oyunlar varmış. Ulu Hakan da bunları söylemiş” imajı oluşturuyor. Ya da gerçekten bu algı yapılmaya çalışılıyor. Almanya ile sorunlarımızın olduğu dönemde dizi de Alman büyükelçisine tokat atılmasını bizzat bir amca şöyle anlattı. “Evladım, biz bu Almanlara ilk tokadı, taaaa Abdülhamid zamanında attık. Bu haftaki bölümü izlediniz mi? yahu arkadaş ne ecdadımız varmış ya! Sen kalk adama iki tane okkalı Osmanlı tokadını yapıştır…” işte bu algının yerleştiği ve özellikle böyle düşünen, düşündüğü şeyleri de televizyonda dizilere dönüştürülünce, insanlar ya ben zaten böyle olduğunu biliyordum algısına kapılıyor. Siyasi gündemin işleyişine göre şekil alan bir tarih dizisi ne kadar objektif olabilir? Garip olan kısmı bunu hemen hemen herkesin de tamamen gerçekmişçesine izleyip, kabullenmesi. Diriliş Ertuğrul dizisini izleyenlere ilk sorum “Kemal Tahir-Ana” kitabı oluyor. Şayet kitap ile dizi arasında büyük bir uçurum var. Dizi tamamen ihanet edenin kellesinin alındığı, asıldığı, sürüldüğü, entrikaların döndüğü bir devlet ele almış. Buda bir nevi siyasi gündemin sonucu maalesef. Halk orda gördüğünü doğru gerçek sanıyor. Fotoğrafları görmüşsünüzdür sosyal medyada. Elinde kılıç balta ile insanlar televizyon karşısına geçiyor ve iyi bir şey yapmış gibi birde kasıla kasıla bunu paylaşıyorlar. Şiddet ve tahammülsüzlükten başka hiçbir getirisi olmayan bu dizilerin en kısa zamanda ekranlardan uzaklaşması temennisi ile yazımı noktalamak istiyorum.
Genç yaşlı demeden, bilgiyi birinci elden öğrenelim. Özellikle çocukların küçük yaşta bu tarz diziler ve programlarla büyümesi o çocuğun eğitim ve öğretim yıllarında televizyona kiralanmış bir kafa ile karşı karşıya kalma gerçeğini maalesef değiştirmeyecek. Onların bu ülke için bol bol kitap okuması, kendisini geliştirmesi gerekiyor. Dizi ve boş programlarla bu ülkeye değil; yapımcılara yarar sağlamış olacak. Ve siz anne-babaları olarak bu sorumluluğun yükünü hissetseniz iyi olur… Gelin tüm gereksiz dizilerin, programların finalini geri başlatmamak üzere yapın…
Sevgi ve saygı ile…
Yavuz selim AKÇAKOYUN…

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER