Bağımsız Gazete I Bursa Haber – Bursa Haberleri – Bağımsız Haberler

Fotoğraf,av ve avcı …

Fotoğraf,av ve avcı …
08 Ekim 2017 - 12:03 'de eklendi.

Şöyle imkan olsa da, biraz yukarılara çıkıp halimizi, ahvalimizi fotoğraflayabiseydik nasıl olurdu sizce?

Moda deyişle selfiemizi.
Bizim dille de özçekimimizi ?

Nasıl bir fotoğraf olurdu acaba ?
Nasıl bir görüntü çıkardı ortaya ?

Tahmin etmek zor değil.
Tahmin etmek inanın hiç zor değil, etrafımıza şöyle bir ” anlayan ” gözle bakınca.

Herşeyden önce insani mutluluklarımız bir yana sokakta, yolda, çarşı ve pazarda karşılaştığımız yüzlere baktığımızda mutsuz bireyden mutsuz bir topluma savruluş, gün gibi ortada.

Her şeyin başının olumlu enerjiden geçtiğini düşünür ve kabul edersek eğer, toplum olarak birbirimize aktardığımız pozitif ya da negatif elektrikler ile yıldırımlar, ha düştü ha düşecek başımıza.

Sebep ve sonuçları var elbet, özçekimine uzun uzun bakıp da, çözüm yollarını aradığımız bu olumsuz fotoğrafa.

Mutsuz, memnuniyetsiz, ötekici, ötekileştiren ve her şeyden önemlisi de umutsuz bir insan topluluğu olduğumuz tespitinde bulunursak, bu fotoğrafta kadrajı iyi ayarlamış, resmi tam odaklamış olur muyuz bakınca ?

Sebep ve sonuç dedik ya !!
Ortada, hep ortada.

Siyaset
Ekonomi.
Sen, ben.
Biz, siz.
Ötekiler.
Bizden olmayanlar.
Sizden olmayanlar.
Hem çekmesini hem de görmesini bilene, aynı ucu solan fotoğraftaki yüzlerdir ki, solan yüzlerizdir hep birlikte, verdiğimiz poza bakınca.

Hayat mücadelesi, hayat kavgası derler yaşama bu toplumda.
Bu psikoz yerleşmiş, yerleştirilmiştir sanki bu topluma.
Doğru bir yaklaşım, doğru bir öğreti midir bu aslında ?
Karşı çıkıyoruz, çıkmalıyız da bu olumsuz olguya.
Hayat bizlere bir armağan değil midir o büyük enerji adına ?

Her yerde, evinizde, kenarda, köşede sohbetlerimizde ne var, konu ne ?
Soralım kendi kendimize !
Cevabı yine bizde.

Konu birey, konu o bireyin parçası olan toplum denen sosyal birliktelik olarak düşünüldüğünde, bizleri ayrıştıran önümüze duvarlar ören ve yine bizleri birbirimize ötekileştiren olgular tam önümüzde, bakıpta görürsek eğer tam önümüzde.

Sanatı konuşmuyoruz örneğin.
Doğayı.
Bilimi mi?
Hemen hemen hiç bir yerde.

Ne konuşturuyorlar bizlere ?
Ne konuşuyoruz sizce ?

Fotoğraf karelerinin hızlandırılmış hali olan bir film şeridini izler gibi, seyrediyoruz olup biteni.

İçerisinde kendi yüzlerimiz olan bu fotoğrafın umutsuz bir filme hızla dönüştüğü bu evrede, bizlere bu karanlık sahnelerin koltuklarında yer gösterenlere iki çift lafımız olacaktır elbette.

Konu dönüyor, dolaşıyor ve geliyor bizdeki siyaset hallerine.

Hiç endişesiz bir sabahımız olmayacak mıdır bu memlekette ? Bugün ne olacak, ne duyacağız, nasıl da harap olacağız endişeleri ile güne merhaba değil de of’larla başladığımız hallerimizde ?

Bir çare üretmezsek, bir yol göstermez ya da gösterilen bir yola düşmezsek eğer, devam edecek gibi görünüyor bu hallerimiz.

Türkiye siyasetinde tarihin tekerrürü derler ya hani, aynen öyle tekrar ettiği, içeride ve dışarıda hasta adam olarak nitelendirildiği zaman dilimini yaşıyoruz.

Osmanlı’ya hasta adam diyenler dahi şimdilerde, hasta adamın yanına hastalıklı adam yakıştırmasını yapıyorlar ise, ne dostluklarından ne de eski alışkanlıkları olan emperyalist hırslarından vazgeçmeyerek dile getiriyorlar bu düşüncelerini.

Elbette dünyaya verdiğimiz fotoğrafta çok önemli, bu duruş ve halimizle.
Dış politikada, ulusal çıkarlarınız adına sürekli dost ve sürekli müttefik ya da devamlı hasımane tavırlar, bilim egemen kafa yönetimlerinin yol ve yöntemi değildir uluslararası ilişkiler stratejilerine bakınca.

Karşımızda, Fransız devrimi ile ufkunu genişleten uygar bir dünya ve yine ulusal bir kurtuluş savaşı vererek, o uygar dünyaya, önce varlığını ve bağımsızlığını kabul ettiren sonra da ardarda gerçekleştirdiği devrimleri ile o medeniyet sahnesinde yerini alan bir Türkiye’den bugün geldiğimiz nokta ;

sen, ben, bizden, sizden ve hatta ötekilerden diye ayrışan bir Türkiye değil mi bakınca ?

İçeride dost ve yoldaş olamadıktan sonra, dışarıya, kapılarımızın ardına söyleyeyecek sözümüz kalır mı sonra ?

Ortak dertlerimiz ve endişe lerimiz için durum tespiti yapıyoruz her ortamda.

İçerisi her yönden allak bullak. Dışarısı da temkinli gözlerle tetikte ” Ne oluyor bu Türk devletine ? ” diye sormuyorlar bile.
Görüyor, biliyor değerlendiriyorlar olanımızı ve bitenimize kendi gözlemleriyle.

Söze fotoğraf ile başlamıştık ya sevgili yurtsever sözlerimize, yurdun geneline hakim olan tek adam tahakkümü bırakın dış dünyayı, bizi, bizlere ha kırdırdı ha kırdıracak eylem ve söylemlerin odağı olmuş halde içeriği olduğumuz yurttaşlık resmimizde.

Peki ne olacak ?
Peki nasıl olacak ?
Peki yurttaşlık birliğimiz, ulusal ve uluslararası onurumuz nasıl dönecek eski günlerimize ?
Cevabı aranacak en önemli soru budur bence.

Ülkede mevcut siyasetin top yekün bu haliyle yaralarımıza tuz olamayacağını, kesin bir dille yazıyor ve söylüyoruz her tahlilde.

Bir 16 Nisan mühürsüz oy darbesi ile gasp edilen egemenliğimizi, cumhuriyetin fikri hür, vicdani hür kazanımlarımızı mücadele ederek ve geri alarak elbette !!!
Umudumuzu yitirmeyerek en son tahlilde de.

Unutmayalım !
Bu olağanüstü durumlarda olağanüstü duruşumuz, eylemimiz ve söylemimiz ile yeni bir yolda elele, omuz omuza birliğimiz ve bütünlüğümüz için bir araya gelebilir, bir arada olabilirsek, ne mutlu bizlere.
” Sarayı üniversite yapacağız, uçakları satacağız “diyen bir yeni parti kendini arz ediyor Türk milletine.

Fotoğraf ile başladık söze ve yine fotoğraf ile bitirelim yazıyı dostlar.

” Arslanlar kendi tarihlerini yazmadıkça, tarihi avcılar yazmaya devam eder ” diye bir söz vardır.

Lütfen dikkatlice bakın elimizdeki özçekimimize.
Av kim ?
Avcı kim ?
Dün olduğu gibi tarih mi yazacağız, yoksa bu karanlık zihniyettin satır aralarında  tarihe mi karışacağız ? Karar verme zorunluluğundayız bir an önce …

Sağ demeden, sol demeden siyaset merkeze, hedef yeniden parlamenter demokratik sistem ve yeniden güçler ayrılığı ile Atatürk’ün o yüce ülküsüne.

Ne mutlu Türk’üm diyene !

Atatürk ile kalın.
Selam ile …

Cem AYAZ
Bağımsız Gazete
08.10.2017

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER