Galeri

Adı Türk, kendi Alman ruhlu bir Fransız olan rüya kasaba: Turckheim


Galeri

Turckheim kasabasının adı Almanca’da Türkheim olarak geçiyor. Bir görüşe göre Türkheim Türk yurdu anlamına geliyor. Açıkçası, Alsace …



Turckheim kasabasının adı Almanca’da Türkheim olarak geçiyor. Bir görüşe göre Türkheim Türk yurdu anlamına geliyor. Açıkçası, Alsace seyahatimiz sırasında aslında Türklerle bir ilgisi olmayan bu kasabayı adından dolayı görmek istedik. Eğer burayı ziyaret edecekseniz büyük olasılıkla kasabadaki tek Türk olacağınızdan Turckheim’ı “işte yurdumuz” diye düşünerek gezebilirsiniz.

Turckheim’ın tarihi, bölgenin birçok kez savaşın içinde olduğunu gösteriyor. Gerek 30 Yıl Savaşları, gerek İspanya tahtındaki veraset anlaşmazlığı yüzünden 1870 yılında ortaya çıkan Fransa-Prusya savaşı ve 2. Dünya Savaşı nedeniyle kasaba Fransa-Almanya arasında birçok kez el değiştirmiş. Bu nedenle kasabada Alman etkisi fazla.

Alsace Şarap Rotası’nda yer alan kasabaya ulaşmak için en uygun seçenek Colmar merkez tren garından Turckheim kasabasından geçen trenleri kullanmak. Sık sefer sayısına sahip olan bu trenler dışında bir alternatife de ihtiyacınız yok. 

On dakika süren yolcuğunun ardından Turckheim tren istasyonunda indiğinizde şehrin giriş kapısı Porte de France, yani Fransa Kapısı ile karşılaşıyorsunuz. Kapının üzerinde eskiden Alman İmparatorluğunu simgeleyen kartal arması varmış. 1912 yılında topraklar el değiştirince, bu simgeyi kapatmak için onu farklı bir süslemeyle örtmüşler. Fransa Kapısı, İsviçre kapısı olarak da biliniyor ve yapılış tarihi 1330 yılına kadar uzanıyor. Kasabada biri Ticaret Kapısı olarak da bilinen şehir kapısı olmak üzere iki adet kapı daha bulunuyor.

Ziyaret ettiğimiz günün Cuma olması nedeniyle bölgenin semt pazarının hemen giriş kapısı boyunca kurulmuş olduğunu görüyoruz. Turckheim’lılar kurulan bu pazarda meyve sebze gibi temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu küçük semt pazarını görmek için kasabayı Cuma günü ziyaret etmenizi öneririz.

Fransa kapısından içeri girer girmez karşımıza üçgen kiremit çatılı ve rengarenk boyalı evleri ile Turenne Meydanı çıkıyor. Solumuzda Restaurant l’Abreuvoir yer alırken sağ tarafımızda sevimli haliyle gülümseten Boulangerie Pâtisserie Husser isimli pastane bulunuyor. 

Bu renkli evlerin gölgesinde, meydandaki masalardan birine kurulmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Evler o kadar masalsı ve çiçeklerle öyle güzel süslenmiş ki insanı sürekli “keşke benim olsa” gibi hayallere sürüklüyor.
Turenne Sokağı istikametine doğru yürüdüğümüzde Jardin de Ville isimli park karşılıyor bizi. Hemen karşısında ise sevimli bir bina var. Binanın üzerinde yazan yazı aynen şöyle: “Hotel de Ville”. İlk tepkimiz ise belli: “Aaa ne güzel bir otel”. Sonradan farkına varıyoruz ki Hotel de Ville’in Fransızca’daki karşılığı otel değil, belediye binasıymış! Kasabanın ana meydanında yer alan Hotel De Ville, 17. yüzyılda inşa edilmiş ve adliye olarak da kullanılmış. Şimdilerde ise pencerelerindeki çiçekler, oval çatısı, renkli panjurları ile kartondan yapılma bir oyuncak gibi. Bu binanın altında ise bir sergi salonu bulunuyor. Hotel de Ville’nin yan tarafında kasabanın kilisesi St. Anne var. Saat kulesi ve yeşil çatısı ile hayal kasaba konseptini tamamlar nitelikte.

Kilisenin karşısında ise Hôtel des Deux Clefs bulunuyor. Bu tarihi ahşap yapıya ait ilk bilgilere 1540 tarihli bir belgede rastlanmış. Buraya kadar gelir de bir Orta Çağ konaklama deneyimini tatmak isterseniz doğru adres bu otel olacak.

Rue du Conseil boyunca yürümeye devam ettiğinizde sizi Turckheim Müzesi karşılayacak. 2. Dünya Savaşı’nda yaşanılanların anısına oluşturulan müzedeki pek çok materyal ve belge size acının izlerini gösteriyor. Müzenin hemen arka sokağında ise kasabanın üçüncü çıkış kapısı Porte du Brand bulunuyor. 1843 yılında geniş bir tadilattan geçen bu şehir kapısı üzüm hasadı zamanlarında kapalı tutuluyormuş.

Yolumuza Grand Rue boyunca devam ediyoruz. Sokakta, sıra sıra dizilmiş evleri süsleyen çiçekler ile renkli panjurlar ve Orta Çağın mistik havası eşliğinde yürüyoruz. Bu sokakta geçimini bağcılıkla sağlayan Turckheim’lıların şarap imalathanelerini de göreceksiniz. İçlerinden en dikkat çekicisi Domaine François Baur. Bölgenin bağlarda yetişen özel üzümlerden üretilen tatlar Alsace bölgesinin en dikkat çeken ürünleri.

Burada dikkatinizi çekecek bir yapı daha var: “Guard House”. Bekçi evi olarak çevrilen bu yapının tarihi 15. yüzyıla kadar uzanıyor. İnşa edildikten sonra kapalı pazar alanı, okul ve karakol olarak kullanılmış. Binanın ön tarafında 18. yüzyılda inşa edilmiş bir anıt çeşme ile kasabayı koruduğuna inanılan Meryem Ana heykeli bulunuyor. Binanın üzerinde ise bir kartal amblemi, saat ve çatısında ise tarihi 16. yüzyıla dayanan bir çan var. Bekçilik burada elektriğin olmadığı zamanlarda, kasabada yanan bir mum varsa büyük bir felakete sebep olmasını önlemek amacıyla oluşturulmuş. Zamanla bu iş yok olsa da günümüzde 1 Mayıs ile 31 Ekim tarihleri arasında geleneksel olarak sürdürülüyor. Bu tarihlerde gece bekçisi, eski geleneksel kıyafetleri, eski tip feneri ile düdüğü ve şarkıları ile her gece saat onda kasaba sokaklarında tur atmaya devam ediyor.

Grand Rue’nün diğer ucunda ise kasabanın diğer kapısı Munster bulunuyor. 14. yüzyılda inşa edilen bu tarihi kapıdan çıkar çıkmaz üzüm bağları ile karşılaşıyorsunuz. Kapının üzerinde bir saat ile çatısında bir çan bulunuyor. Öğrendiğimiz bilgilere göre eskiden yargılaması tamamlanan mahkumlar bu kapıdan dışarı çıkartılarak idam edilmek üzere La Wan isimli yere götürülürlermiş.

Kapıdan dışarı adımımızı attığımızda Turckheim’i çevreleyen La Fecht çayı ile karşılaşıyoruz. Bu çay Fransa-Almanya sınırını oluşturan Ren Nehri’ni besleyen onlarca koldan biri. Munster Kapısı’nın hemen yakınında ise bir anıt bulunuyor. Turenne Anıtı, Marshal Turenne’in 1675 yılında Turckheim’i Fransa Krallığı’na bağladığı savaşın zaferi olarak inşa edilmiş.

Turenne Anıtı’ndan sonra Turckheim’daki keşfimiz sona eriyor. Dilerseniz kasaba meydanında yer alan turist bilgi noktasına uğrayıp bağcılık ve şarap üretiminin detayları ile ilgili bir saatlik turlara katılabilirsiniz.