Bağımsız Yazarlar

Ahh ki ne ahh…


Bağımsız Yazarlar

Acı içeren bir yapısı olan ahh’ı incelediniz mi? Sanki içerisinde başka bir kavram yatıyor. Belki de acı içermesinin temelinde yatan anlam budur. Nedir bu yakarış, sitem, kaygı içeren kelimenin özü.
Adalet, Hak, Hukuk… (AHH). Düşününce aslında hepimizin klasik anlamlarıyla istediği ve ne hikmetse her dönemde de olmadığına inanılan bir şeydir. İnanılan diyorum çünkü inanmak istenilen olamaz sanırım. Adalet Arapça “adl” kökünden gelir. Adil olma, dengeleme, düzeltme anlamlarına gelir. Ne gariptir ki Arapların bu kelimeyle araları pekiyi değildir. Garip olan şu ki bizim de aramız pek İyi değil. Hak kelimesi de Arapça kökenli olup doğru olan, tek olan anlamlarına gelir. Hukuk kelimesi de hakk sözcüğünün çoğulu olup yine Arapça kökenli bir kelimedir ve anlamı kural ve yasaları konu alan bilim dalı olarak geçer. Yanlış duymadınız. Kural ve yasaları. Yani şahıslar kural ve yasalara bağlı kaldığı sürece hak ve hukukunu üst seviyeye kadar arayabilir, kovalayabilir ki en doğal hakkıdır kişinin.
Peki bu anlatılanlar yazılanlar ve öğretilenler neden bizim ülkemizde işe yaramıyor? Herkesin adaleti kendisine mi işliyor yoksa? Hak ve hukuk kavramları kurumdan kuruma düşünceden düşünceye farklılık mı gösteriyor? Doğru olan AHH!!! hangisi?
Jhon Lock’a göre “Adalet bireysel ya da kısmi değildir, evrenseldir”. Yani her kuruma kesime göre farklılık gösteremez. Herkes eşit seviyede yararlanır. Peki hukuk kuralları neden var? İnsanları cezalandırmak için mi? Yasak için mi? Hayır tabi ki de; Hukuk kuralları insanları cezalandırmak için konulmaz. Hukuk kuralları başkalarının temel hak ve hürriyetini korumak için vardır. Ancak burada önemli olan bir diğer konu da şudur. Siz dünyanın en iyi anayasasını getirseniz, en iyi hukukunu alsanız ülkenize koysanız işleseniz topluma bir anlam ifade etmeyecektir. Toplumun size olan güveni sarsıldıktan sonra. Çünkü önemli olan en iyi yasayı getirmek değil, onu yönetecek kişilerin yeterli seviyede olup olmadığıdır. İnsan odaklıdır yani. İnsanlar bu yasayı kavrayıp, adalet ve hukuk bilincinde olmadıktan sonra hukuk kuralları içi boş bir terimden öteye gidemeyecektir. Toplum olarak bizim en büyük sorunumuz da budur zaten.
Suç işlediği iddia edilen bir kişi mahkemeye çıktığı zaman iddia makamı olan savcı ile karar mercii olan hakim, kişinin dili, dini, cinsiyeti ve ırkına bakmaksızın hak ve hukuka uygun olarak karar verilmelidir. Yarın başka bir hakim ve savcı oraya gelir; bu sefer sizin verdiğiniz kararı bozar kendi çıkarları için o kararları verebilir. İşte bunun için de en önemli nokta liyakatin birinci önceliğe alınmasıdır. Liyakat dediğimiz şey yukarıda da bahsettiğimiz gibi kişinin ait olduğu ırk, dil, din, cinsiyet kavramlarına bakmaksızın yaptığı işe bakarak bir yerlere getirmektir. Bizim tek ilacımız budur. Bir memurun bıyığının uzunluğuna bakıp bu kesin şunlardan, bu komünist, bu laik, bu dindar tarikatçı, cemaatçi demek yerine, o kişinin çalıştığı kurumda yaptığı işlere bakmak lazım. Hakkıyla o işi yapıyor mu? Çalıştığı sürece görevini kötüye kullanıyor mu? Çalıyor mu? Birisini kendisinden olmadığı için ispiyonluyor mu? Önemli olan bu. Herkes istediği gibi düşünme, istediği gibi yaşam sürme hakkına sahiptir. Nitekim ilk meclisimizi hatırlayalım…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, meclise gelenlere sen şapkalısın, sen cübbelisin, sen uzunsun, sen şişmansın, sen zayıfsın mı dedi? Hayır! Kimse buna bakmadı, herkes vatanı ve milleti için o meclisteydi. Doğrusuyla yanlışıyla bir şekilde o mecliste o dönemde işgal altında olan bir vatanı nasıl kurtarılacağını tartıştılar. Vatan söz konusu olduğunda herkes bir elden tek bir yürek olmak istiyorsak tek bir çıkış noktamız var. Kişilere bakmaksızın, kimin yaptığına bakmaksızın, suçun suç olduğu için uygulanmasını sağlamamız. Daha doğrusu öncelikle suç olduğuna karar vermemiz. Nitekim, bir kişi hükümeti eleştirdi diye içeri giriyorsa, 86 yaşında bir dede öğrencilere burs verdi diye darbeci yaftası yiyip içeri giriyorsa, kadınlar kermeste sattıklarını burs verdiği için hapishaneye atılıyorsa üstelik yeni doğum yapan 83 kadın da buna dahil, birileri terör örgütlerine taşınan silahları halkın haber alma hürriyeti kapsamında haber yapıp halkı bilgilendiriyorsa, bunlar suç değildir. Hep birlikte hukuksuzluklara adaletsizliklere karşı kişinin giyimine kuşamına düşüncesine bakmaksızın, karşı koymalıyız. Yoksa biz asla birlikte bir ülke olamayacağız… Yazımın özeti olarak son olarak söylemek istediklerim şunlar olacak;
Önemli olan insanlara ideolojik, inançları açısından bakmak değil, millet için memleket için bizler için bulundukları toplumlar için neler yaptığına bakarak değerlendirmemiz lazım. İnsanları din üzerinden etnik kimlik üzerinden ve mezhep üzerinden değerlendirdiğimiz zaman batının ve ülkemizi kendisine tehdit gören ülkelerin eline hep büyük kozlar vermekten kendimizi alıkoyamayacağız.
Türkiye’de de hakimler var demek dileği ile….
Yavuz Selim AKÇAKOYUN