AK Parti Sözcüsü Çelik: Darbeyle ilgili açıklamalar, darbe çağrısıdır, utanılması gereken bir yaklaşımdır

0

[ad_1]

Daha fazla mesaj

Erdoğan: “TÜRKİYE CAZİP MEVZUATA SAHİP”

Yılmaz Özdil’den Flaş Açıklama! Aday Olursam Yıkar Geçerim!

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken düzenlemiş olduğu basın toplantısında, yeni senenin ilk MYK’sinin partisine ve milletine hayırlı olsun temennisinde bulunmuş oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK toplantısında, geçen yıl meydana getirilen faaliyetlerle ilgili değerlendirmelerde bulunduğunu belirten Çelik, teşkilat emek harcamaları, partinin hedefleri ve yapılması planlanan çalışmaların yanı sıra iç ve dış siyaset ile iktisat benzer biçimde konuların kapsamlı olarak ele alındığını kaydetti.

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MYK üyeleri için teşkilat çalışmalarının MYK Toplantısı’nda en mühim konuların başlangıcında geldiğini anımsatarak, “Bu Kovid sürecinde teşkilat arımızla bir araya gelme mevzusunda çeşitli sıkıntılar oldu fakat doğal ki kurultay süreçlerimiz devam edecek. 13 Ocak’tan itibaren il kongrelerimize Kovid önlemlerine uyarak tekrardan başlıyoruz. Yeni dönemde birazcık sonrasında sizinle paylaşacağım mevzular çerçevesinde demokrasi mevzusunda, reformlar mevzusunda ve hedeflerimiz mevzusunda yürüyeceğimiz yollar ile gerçekleştireceğimiz faaliyetler var.” diye konuştu.

Geçen senenin ilk siyasal krizinin geçen yıl 3 Ocak’ta ABD’nin düzenlemiş olduğu hücum sonucu İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle ortaya çıktığını işaret eden Çelik, “Bölgemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde oldukca ciddi bir halde bir gerilim yükselmesi söz mevzusu olmuştu. Geçen seneye bununla başlamıştık. Ondan sonrasında 2020 yılı kim bilir son 100 senenin en tehlikeli sonuç yıllarından biri olarak hafızalarımıza kazınacak bir sürü vakayla doldu. Doğal en önemlilerinden bir tanesi yüzyıl öncesinde görülmüş şekliyle en azından, bir pandeminin söz mevzusu olması. Tüm dünyayı kilitleyen tüm dünyanın algılarını ve emek verme biçimlerini altüst eden bir şey.” ifadesini kullandı.

Çelik, iklim değişikliği problemlerine ilişkin, şu değerlendirmeyi yapmış oldu:

“Çıkarılacak en mühim derslerden bir tanesi insanoğlu dünyayı yok ediyor. Teknolojik gelişmeyi sağlarken kendi maddi refahını gözetirken, neo-liberalizm tüketim toplumu dünyanın kaynaklarını tüketen naturel yaşamın dengesini bozan bir sarsıntı oluşturuyor. iklim değişikliğinin Antartika’daki buzulların çözülmesini sağlaması, Amazon ormanlarının yağmalanmasıyla yepyeni virüsler ve bakteriler insanoğlunun hayatına giriyor. Doğal hepsi insan yaşamını tehdit eden unsurlar olarak yeni tehlikeler ve tehditler olarak önümüzde duruyor. En mühim konulardan bir tanesi insanoğlunun tabiat ile hayatla uyumunu sağlayacak bir siyasal perspektifin bir yaşam felsefesinin gerçekleşmesi neo-liberalizm tüketim çılgınlığının insanoğlunu yok oluşa götürdüğünü daha net bir halde görülebilmesi gerekiyor.”

Dünyada pek oldukca ülkenin maske tedariki ve bazı ülkelerde bakımevlerindeki yaşlılara bakma mevzusunda sıkıntılar yaşadığını anımsatan Çelik, “Bu dünyadaki muhteşem gelişmeler karşısında daha olayın başından itibaren Cumhurbaşkanımızın verdiği talimatlarla Türkiye Dünya Sıhhat örgütünden ve öteki ülkelerden oldukca daha ilkin bu krizi karşılayacak bir kapasiteye haiz bulunduğunu gösterdi. En mühim ortaya çıkan bazı şeylerden bir tanesi Türkiye kendi vatandaşının yardımına koştuğu benzer biçimde bilhassa yaşlılarımızın ve büyüklerimizin yardımına koştuğumuz benzer biçimde bununla beraber 155 ülkeye yardım eden bir ülke haline geldi.” şeklinde konuştu.

“Topyekun dayanışma”
Ömer Çelik, sıhhat çalışanlarının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecindeki fedakarlıklarına değinerek, şunları söylemiş oldu:

“Sıhhat çalışanlarımız vatanseverliğin tanımını tekrardan yazdılar. Bu 2020 yılına damga vuran en mühim hadiselerden bir tanesi budur. Bunu bir meslek olarak yapmadılar, hakkaten muhteşem bir halde insana haiz çıkmanın insan haysiyetine, insan şerefine ve insan yaşamına haiz çıkmanın muhteşem bir özverisiyle yaptılar. Sıhhat çalışanlarımız vatanseverlik terimine yepyeni boyutlar kazandırmışlardır. Bunun içinde gene sahadaki ekiplerimiz, polislerimiz, jandarmamız öteki unsurlarımız tüm bunlar vatandaşımızı bir an olsun yalnız bırakmayarak kapılarını çalarak, nitekim sivil olarak destek veren yurttaşlarımız, belediyelerimiz topyekun bir dayanışmanın iyi mi olacağını dünyaya net bir halde göstermiş olduk.”

Kent Hastanelerine ilişkin de değerlendirmede bulunan Çelik, şu şekilde devam etti:

“Cumhurbaşkanımızın bir vizyon projesi olarak ciddi bir halde sahiplendiği, senelerdir altını vurguladığı, başkalarının oldukca yerleştirdiği fakat şimdi ne kadar kıymetli bulunduğunun Kovid sürecinde görüldüğü kent hastanelerinin varlığı bizim bu salgınla mücadelede en büyük stratejik gücümüz olmuştur. Dünyanın pek oldukca yerinde yoğun bakımlardaki kapasitesizlik, aynı şekillerde hastanelerin altyapısının buna uygun olmaması oldukca büyük facialara, hepimizin içini yakan görüntülere imza atarken Türkiye kent hastaneleri başta olmak suretiyle sağlıkta hükümetlerimiz döneminde gerçekleştirilmiş bu devrim yardımıyla bu büyük krizi göğüsleyecek bir olanak ve kabiliyeti ortaya koymuştur.”

“Takip etmeye devam edeceğiz”
Çelik, Diyarbakır annelerinin, dağa kaçırılan evlatları için HDP İl Başkanlığı binası önünde tuttukları evlat nöbetine ilişkin olarak da şunları kaydetti:

“Evladını teröre kaptırmış anneler öylesine kuvvetli bir vicdan çığlığı ortaya koydular ki bu söz zihnimizde ‘Ana benzer biçimde yar olmaz Diyarbakır benzer biçimde diyar olmaz’ diye yankılandı. O anneler çocuklarına kavuşmak için terör örgütünün bazı çirkin projeleri için bazı terör projeleri için kaçırılmış olduğu o evlatları kandırdı. O ufaklıklara evlatlarına kavuşmak için oldukca asil oldukca kuvvetli tüm dünyaya örnek olacak bir nöbet ortaya koydular. Bazı siyasal partilerin buna asla haiz çıkmadığını bunu görmezden geldiğini aynı şekilde Türkiye’deki en küçük vakası başka türlü duyuran bazı ajansların medya organlarının bu mevzuyu dizgesel olarak ve kurumsal olarak görmezden geldiğini görüyoruz. Daha ilkin de bir vesileyle söylemiştim, Türkiye herhangi bir halde bir DEAŞ saldırısına uğramış olduğu süre Avrupa’daki bazı binalara Türk bayrağı yansıtılıp Türkiye ile dayanışma ortaya koyuluyordu. Fakat Türkiye bir PKK saldırısına uğramış olduğu süre aynı şekilde Türk bayrağı Avrupa’daki binalara yansıtılmıyordu. Buradaki çifte standardın aynısının Diyarbakır annelerine haiz çıkma mevzusunda da yapıldığını görüyoruz. O annenlere bir kere daha buradan hürmetlerimizi ve saygılarımızı iletiyoruz. Evlatlarına kavuşma nöbetlerini, o vicdan nöbetini buradan takip etmeye, kuvvetli bir halde takip etmeye devam edeceğiz.”

Çelik, Türkiye’nin terörle mücadelede 2020 senesinde muhteşem bir mesafe katettiğini açıkladı.

Fazlaca sayıda operasyonla terör örgütlerine göz açtırılmadığını belirten Çelik, koalisyonun 50 ülkesinin gerçekleştiremediği mücadeleyi DEAŞ karşısında Türkiye’nin tek başına ve sahada gerçekleştirdiğini söylemiş oldu.

Türkiye’nin DEAŞ, PKK ve öteki terör örgütleriyle savaşım ettiğini bildiren Çelik, Türkiye’nin terörle mücadelesinin dünyanın en yüksek meşruiyete haiz mücadelesi olduğuna işaret etti.

Bazı bağlaşık ülkelerin terör mevzusundaki çifte standartlarının da açık ve net bir halde açığa çıktığını aktaran Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrılarına karşın bazı bağlaşık ülkelerin terör örgütlerine tabanca vermeye devam ettiğini kaydetti.

“Milletimizin sevindiğini biliyoruz”
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin tekrardan ibadete açılması mevzusuna da değinen Çelik, “Ayasofya Camii’nin yeniden milletimizle ulaşması burada kuvvetli bir iradenin ortaya çıkmasıyla seneler sonrasında gerçekleşmiştir.” ifadesini kullandı.

Bunun, nesiller süresince istenen ve yakarış edilerek beklenen bir talep bulunduğunu özetleyen Çelik, caminin açılmasından hastalık duyanların gerekçelerini hatırlattı.

Ömer Çelik, “Netice olarak milletimizin sevindiğini biliyoruz, senelerdir beklenen üstünde hiçbir şekilde bir engel olmamasına karşın tamamen başka saiklerle engellenen bu durum Cumhurbaşkanımızın bu iradeyi ortaya koymasıyla ortadan kaldırılmıştır. Ayasofya 2020’nin ve tüm zamanların yıldızlı tacı olarak bir kere daha hafızalarımıza, gönüllerimize kazınmıştır. Milletimizin duasına katılmak, milletimizin sevindiğiyle sevinmek büyük bir nimettir. Bu nimetten yoksun olanlara söyleyeceğimiz bir şey yok. O mevzuda bir tedavi yöntemi olup olmadığını bilmiyoruz biz fakat milletimizin duasına katılmanın, milletimizin sevinciyle sevinmenin büyük bir nimet bulunduğunun farkındayız.” değerlendirmesinde bulunmuş oldu.

“Geri adım atılmadı, ödün verilmedi”
Dünyada salgın dolayısıyla yatırımların durduğu, büyük bir durgunluğun olduğu bir dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devasa proje düzeyinde 70’ten fazla açılış yaptığını ifade eden Çelik, hız kesmeyen bir hizmet sürecinin 2020 içinde görüldüğünü dile getirdi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Fatih Sondaj Gemisi’nin “Tuna-1” kuyusunda naturel gaz bulduğunu anımsatarak şunları kaydetti:

“Bu, tüm dünyanın dikkatini çekmiş bir haberdir. İçeride bazı kara propaganda odaklarının tercümanı olmaktan öte bir siyasal kabiliyeti olmayanlar onu küçümsemeye çalıştılar, gerçek olup olmadığını münakaşaya çalıştılar fakat gerçek enerjide dışa bağımlılığımızın azaltılmasına katkı sağlayacak stratejik bir denklemin ortaya çıkmasıdır. Hem Türkiye için hem Türkiye’nin gelecek nesilleri için Türkiye’nin geleceği için son aşama mühim bir aşama bu şekilde elde edilmiştir. Bunu da engellemek isteyenler oldu, çeşitli tehditler engelleme tehditleri ve buna benzer bazı yaklaşımlar söz mevzusu oldu fakat yalnız milletimizi dinleyen ve yalnız milletimizin sesine kulak veren gerçek bir demokratik politika yardımıyla hiçbir şekilde geri adım atılmadı, ödün verilmedi ve bu aşamaya ulaşıldı.”

ABD başkanlık seçimlerine ilişkin görüşlerini de dile getiren Çelik, “Amerikan demokrasisinin ağır bir değerler krizine girdiğini gördük. Ağır bir değerler krizi benzer biçimde kurumlar krizine girdiğini de gördük. Neredeyse bir seçim sonucunu değişiklik yapmak suretiyle günlük hamlelerle geçen birkaç ay sonrasında sonunda bu neticelendirildi.” dedi.

Brexit’in nihayete erdiğini ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrıldığını anımsatan Çelik, “Bundan sonrasının Avrupa’sı artık Türkiye ile daha stratejik ilişkiler kurması ihtiyaç duyulan Avrupa’dır. Göç krizini eğer Türkiye yönetmeseydi bugün göç konusunu istismar eden aşırı sağcılar ve faşistler şu anda Avrupa’da demokrasilerini yok etmişti.” ifadelerini kullandı.

Azca göçmen gelmesine karşın bunu istismar edenlerin bazı Avrupa vatanlarında meclise girmeye başardıklarını belirten Çelik, “Türkiye’nin içinde kargaşalık çıkarılmaya çalışılan zamanlarda değişik yaklaşımlar üretenlerin, kendi vatanlarında bu karışıklıklar çıkmaya başladığı süre ne kadar sert tedbirler aldıklarını ve burada çifte standart uyguladıklarını da 2020 yılı içinde gördük.” diye konuştu.

“Son aşama kuvvetli bir hamle”
Türkiye’nin 100 yıl aradan sonrasında, Libyalıların iradesine sahiplenen Libya’daki meşru hükümeti destekleyen bir siyaseti ortaya koymasının Akdeniz’deki denklemi değiştirdiğinin altını çizen Çelik, şu şekilde devam etti:

“Tüm o süreçte hatırlayın, Cumhurbaşkanımıza karşı kullanılan tehdit ifadeleri ki o tehdit ifadeleri ilkin dışarıda kullanılıyordu sonrasında içeride Cumhuriyet Halk Partisi tarafınca çeviri ediliyordu. Yunanistan’ın tüm dünyaya Türkiye’yi yakınma etme şeklindeki turları ve neticede tüm bunlardan geri adım atılmayarak Libya ile imzaladığımız anlaşmalar neticesinde Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin, münhasır bölgelerdeki hak ve menfaatlerimizin güvence altına alınması yönünde son aşama kuvvetli bir hamle de bu şekilde ortaya koyulmuştur.”

Birleşmiş Milletlerin desteklediği meşru hükümetin Türkiye tarafınca desteklendiğine dikkati çeken Çelik, konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Orada darbeci olan ve bununla beraber da toplu mezarlardan görevli olan Hafter güçlerinin arkasında Fransa’nın olduğu görülmüştür fakat daha da vahim olan şudur; Cumhuriyet Halk Partisinden bir grup başkanvekili çıktı ‘Serraç radikalmiş, Hafter ise seküler birisiymiş dolayısıyla selefi olan Serraç’a karşı seküler olan Hafter’i desteklemek gerekir’ gibisinden tamamen meşruiyet dışı, tamamen Türkiye’nin hak ve menfaatlerine karşı duran Libya’daki mazlumların toplu mezarlarını görmezden gelen bir politika ortaya koydu. Onlarca defa uyardığımız halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti hangi taraftan yanaysa onun karşısında olan tutumlarını sürdürdüler. Bakın halen Hafter, onların seküler söylediği, makul, ılımlı söylediği Hafter oradaki Türkiye Cumhuriyeti güçlerini tehdit etmeye kalkıyor. Bu sözü söyleyenler Meclis çatısı altında söyledikleri bu sözü geri almadıkları benzer biçimde herhangi bir halde özür de dilemiyorlar. Bu siyasetin doğal olarak ne kadar sağlıksız olduğu, dış politikada Türkiye’nin hak ve menfaatleri yerine başkalarının söylediğini çeviri etmiş olduğu net bir halde görülüyor.”

Ömer Çelik, net bir durumun Suriye’de de söz mevzusu olduğuna işaret ederek “Eğer Türkiye Suriye’de olmasaydı oradaki mazlumların kanına, birbiriyle kavgalı güçler terör örgütleriyle beraber gireceklerdi. Türkiye’nin bu mücadelesi yardımıyla oradaki insanların meşru hak ve talepleri, oradaki kardeşlerimizin meşru hak ve talepleri de korunmuş oldu.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimlerin arkasından KKTC’ye yapmış olduğu ziyaretin zamanı özellikte bulunduğunu ifade eden Çelik, şu şekilde konuştu:

“Tüm o süreç süresince Yunanistan’ın ve Rum kesiminin Şimal Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını gasbetme mevzusunda attığı adımlar, Rum kesimine dönük tabanca ambargosunu kaldırarak, ABD’nin Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Rum tarafını yanlış bir halde cesaretlendiren tutumu benzer biçimde yanlış politikalar aslen Akdeniz’de oldukca daha büyük bir krize yol açmak üzereydi. Aynı şekilde AB’nin Rum kesimiyle böylesi bir dayanışma içine girmesi de son aşama sakat bir tutumdu. Bu mevzuda da biz uyarılarımızı tekrarladık ve neticede Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türkü’nün davasına sonuna kadar haiz çıkmayı sürdürdü. Cumhurbaşkanımızın Şimal Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği zamanı ziyaret, onun taçlanması manasına geldi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl küresel salgın sebebiyle iki kez toplanan G20 Liderler Zirvesi ile BM Genel Kurulu’na video konuşma yöntemiyle katıldığını anımsatan Çelik, “Dünya beşten büyüktür ilkesinin dünyanın çeşitli yerlerinde de artık kabul gören, Birleşmiş Milletler ve dünya örgütlerinden düzeltim ve değişiklik talebini kuvvetli bir halde dalgalandıran ana politika haline geldiğini görüyoruz. Zira, haksızlık karşında Birleşik Milletler kurumlarının etkisizliği, dünyadaki kurumların çeşitli krizler karşısındaki pasifliği artık bunun bir siyasete dönüşmesi icap ettiğini net şekilde göstermektedir.” ifadesini kullandı.

Ömer Çelik, Türkiye’nin dünyada kuvvetli bir siyaseti ortaya koyma kararlılığından Kovid-19 salgını sürecinde bile vazgeçmediğini altını çizdi.

“Peki iktidarı seçimsiz iyi mi götüreceksiniz?”
Başta CHP olmak suretiyle Türkiye’de muhalefetin geçen yılı iyi mi geçirdiğinin değerlendirmesini de icra eden Çelik, şunları kaydetti:

“2020’ye damga vuran sözleri ve davranışları daha oldukca demokrasi miydi, daha oldukca hukuk muydu? Türkiye’nin daha ileri noktalara ilerlemesi miydi? Elazığ’da zelzele söz konusuyken ana karşıcılık lideri bir Kızılay çadırına girmiş olduğu halde ‘ben burada hiçbir Kızılay çadırı görmedim, Kızılay çadırı iyi mi bulunmaz’ benzer biçimde bir tavır ortaya koydu. Öteki bir mevzu Kovid-19 sürecinde destek olmak yerine, meseleyi kolaylaştırmak yerine, maalesef spekülasyonu artıran bir yaklaşım gerçekleştiler. Öğretmenlere hakaret ettiklerine tanık olduk, yargı mensuplarını hakaret ettiklerine tanık olduk, çiftçilere hakaret ettiklerine tanık olduk.

En mühim konulardan bir tanesi ise ‘bu iktidarı seçimli ya da seçimsiz götüreceğiz’ şeklinde halen bu yıl da Türkiye bu kadar acılar yaşamışken ortaya koyulan bu tavırdır. ‘Bir iktidarı seçimle götüreceğiz’ sözü meşrudur, politika bunun için yapılır. Peki iktidarı seçimsiz iyi mi götüreceksiniz, bunu iyi mi gerçekleştireceksiniz? Böyle bir durum söz mevzusu olabilir mi? Bu açık bir halde vesayet çağrısıdır, darbe çağrısıdır, askeri müdahale çağrısıdır. Bu bir suçtur. Bu utanılması ihtiyaç duyulan bir yaklaşımdır. Buna karşın bu üslup ve yaklaşıma devam ettiler. Esasında bunlar kazara meydana getirilen şeyler midir diye düşündüğünüzde aslen kazara yapılmadığını görüyorsunuz. Demokrasiyi vitrin süsü haline getirerek, arkadaki vesayet zihniyetini en uygun zamanda, kriz zamanlarında iyi mi fışkırdığını hep birlikte görüyoruz.”

“Aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacak”
Ömer Çelik, Kovid-19 aşısının tedariki mevzusunda Türkiye’nin dünyanın pek oldukca ülkesinde önde bulunduğunu dile getirerek, “Sıhhat Bakanlığımız, internasyonal standartlarda ve internasyonal kurallara uygun şekilde kendi bilim heyetimizin kurallarına uygun bu süreci takip ediyor. Temin ettiğimiz aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacak. Aşı olanın derhal maskesini çıkarması ya da tedbirlerden uzaklaşması benzer biçimde durum söz mevzusu olması imkansız. Zira antikor oluşana kadar bu tedbirlere devam edilmesi gerekiyor. Nitekim mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada spekülasyonlardan uzak durup Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine bakılırsa bu sürecin takip edilmesinde yarar vardır.” şeklinde konuştu.

Gelecek dönemdeki en mühim konuların başlangıcında Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin seyrinin geleceğini belirten Çelik, Avrupa topraklarının güvenliğinin Türkiye sınırından başladığının altını çizdi.

Türkiye’nin egemen bir ülke olarak kendi sınırlarını koruduğu benzer biçimde Avrupa demokrasilerinin ve NATO’nun sınırını da koruduğuna dikkati çeken Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“Avrupalı dostlarımızın bunun bilincinde olması gerekir. İngiltere’nin ayrılmasından sonrasında Türkiye ile ilişkilerini daha iyi tutması ihtiyaç duyulan bir Avrupa var. Şunu bilmek gerekir ki kim AB içinde bir Türkiye karşıtlığından bahsediyorsa muhakkak surette Avrupa’nın geleceğini yok etmek istiyordur. Şimdiye kadar AB içinde bizlere en kuvvetli destek veren ülkelerden önde gelen İngiltere benzer biçimde bir destekçimizi AB içinde kaybettik. Fakat İngiltere ile köklü ilişkilerimiz var. Türkiye’nin siyasal pozisyonunu, terörle mücadelesini iyi anlayan ülkelerden bir tanesi. Avrupa Birliği’nden ayrılması sebebiyle Gümrük Birliği çerçevesinde devam eden ticari ilişkilerimiz artık bu özgür tecim anlaşması çerçevesinde devam edecektir.”

“2020’nin en aptalca esprisi Paşinyan yapmış oldu”
AK Parti Sözcüsü Çelik, 30 senedir çözülemeyen Karabağ meselesinin geçen yıl Azerbaycan’ın hakkı ve hukuku çerçevesinde çözüldüğünü anımsatarak, şu değerlendirmeyi yapmış oldu:

“Yakın emek verme arkadaşları oldukca net şekilde biliyor ve tüm arkadaşlarımız görüyor ki Cumhurbaşkanımız günü mühim bir kısmını Azerbaycanlı kardeşlerimize destek vermek ve haritadaki her ayrıntıyla ilgilenmek şeklinde yoğun bir mesaiyle geçirmiştir. Aslına bakarsan Cumhurbaşkanımızın, Zafer Günü kutlamaları bakımından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in daveti üstüne Azerbaycan’a gitmesi de bu birlikteliğin ve beraberliğin net bir göstergesidir. 30 yıl süresince Minsk Grubu bunu çözecekken, çözmemiş… Çözümsüzlüğe mahkum etti. Azerbaycan’ın meşru toprakları üstündeki Ermeni işgalini somutlaştıran, Ermeni işgalini meşrulaştıran desteği vermeye devam etmişlerdir. Paşinyan’ın terbiye ve insanlık dışı saldırısının neticesinde Azerbaycan ordusunun direnişi, Cumhurbaşkanımızın talimatıyla güçlerimizin buna verdiği destek yardımıyla bu sorun hakkaniyet, hak, hukuk ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin menfaatleri doğrultusunda çözülmüştür.

Azerbaycan’ın bu zaferini bir kere daha kutlama ediyoruz. Bu senenin en aptalca, en düşük zekalı şakasını Paşinyan yapmış oldu. Paşinyan, ‘Biz Azerbaycan’a verdiği destek sebebiyle Türkiye’ye engelleme uyguladık. Türk ekonomisini nüzul ettik. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse biz Türk ekonomisinin düzelmesine tekrardan katkı sağlarız.’ dedi. Bunu 2020 yılının en aptalca esprisi olarak değerlendirmek mümkün.”

AK Parti’nin Olağan Büyük Kongresine yönelik sual üstüne Çelik, büyük kongrenin takviminin teşkilat başkanlığınca çalışılacağını, bunun il kongrelerinin takviminin iyi işlemesine bağlı bulunduğunu, kongrelerin sürdüğünü, hemen sonra bu mevzunun Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacağını arkasından da kamuoyuna açıklanacağını aktardı.

Çelik, Büyük Kongrenin, gerçek bir demokrasi şöleni, düzeltim kongresi olacağını altını çizdi.

Bir gazetecinin sorusu üstüne Çelik, 2020’nin son faşist saldırısının CHP’li Fikri Sağlar’dan geldiğini açıkladı.

Sağlar’ın “Türbanlı hakimin adaleti sağlayacağına inanmıyorum.” söylediğini aktaran Çelik, bu laflara tepki gösterildiğini hatırlattı.

Fazlaca sayıda kadının geçmişte hayatlarının en mühim yıllarını kaybettiğine, büyük bedeller ödendiğine işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

“Hala çıkıyorlar, dünyada şu anda sadece Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü bayanlara karşı konuşuyorlar. Ondan sonrasında kim ne derse desin, ‘Ben üniversitede hizmet alan, hizmet veren ayrımı yapıyorum, ben türban ve başörtüsü ayrımı yapıyorum’, elinizde bir aygıt mı var bunu ölçecek, kişinin taktığının başörtüsü mü türban mı bulunduğunu? Neye bakılırsa ayıracaksınız, kamusal alanı neye bakılırsa böleceksiniz? Bir insan birincilikle, ikincilikle, belli bir dereceyle yada bir üniversiteden başörtülü olarak mezun olacak, sonrasında ‘Kamuda vazife yapamazsınız’ diyeceksiniz. Böylesine faşist kamusal alan düzenlemesi olur mu? Kamusal alan karşılıklı olarak etkileşimin olduğu, demokrasinin gerçek yatağını oluşturan alandır. Siz bu kamusal alanı bu şekilde zehirler, enfekte edersiniz ülkeyi nüzul edersiniz.”

Önceki dönemlerde yaşananları anımsatan Çelik, Türkiye’de Anayasanın üstünde kimsenin okumadığı, görmediği bir Al kitap bulunduğunu, iktidar partisinin yapmış olduğu MYK, MKYK toplantısına gösterilen ilgiden fazlasının Ulusal Güvenlik Kuruluna gösterildiğini anımsattı.

“Demokrasiyi korumak için kutuplaşma olacaksa olsun”
“Cumhurbaşkanları neredeyse seçilmiş başbakanlar üstündeki vesayet makamı, Al kitap Anayasanın üstündeki vesayet makamı olarak konumlandırılıyordu. Kaç nesli yaktılar bu şekilde.” diyen Çelik, 12 Eylül’de hakları çalınanların haklarının iade edildiğini bildirdi.

Çelik, öteki haklar iade edilirken “Bu tarz şeyleri doğru yaptınız” diyenlerin başörtüsü meselesine ulaşınca Avrupa’daki Neonazilerin diliyle konuştuğunun altını çizdi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, “Biz bu tarz şeyleri söylediğimiz süre diyorlar ki ‘Hem o taraf bıraksın hem AK Parti bıraksın başörtüsü meselesini.’ Birisi saldırmaktan bahsediyor, ‘İktidara gelirsek bunlarla savaşım edeceğiz, bunlar türban takıyor, ideolojik ve militanca davranıyor’ diyor. Ikimiz de buna yanıt veriyoruz, bunun adı kutuplaşma oluyor. Zalim, zalimlik yaparken, başka insanları mazlum kılmaya çalışırken, bir zalim çıkıp da başkalarına haksızlık halletmeye çalışırken susalım mı? Bu yüzden kutuplaşma olacaksa olsun. Demokrasiyi korumak için kutuplaşma olacaksa olsun, hukuku korumak için kutuplaşma olacaksa olsun, hanımefendilerin haklarının korunması için kutuplaşma olacaksa olsun.” diye konuştu.

“Bunlar mecburi demokrat oldular”
Bayanlar mevzusunda saygılı dil konuşmayanın, nezaketi elden bırakanın, bayanları hedef gösterenin demokrat ve uygar olamayacağına değinen Çelik, saldırgan dilin bırakılması icap ettiğini söyledi.

Bunun hanım haklarına hücum olduğuna işaret eden Ömer Çelik, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“28 Şubat’ta talebe olanların haklarının iadesi için Cumhurbaşkanımızın talimatı oldu. Bu mevzuda mücadeleler verildi. Bunların kaybolan hayatlarını, yıllarını kim getirecek? Hala utanmadan bu şekilde faşist hücum gerçekleştirebiliyorlar. Sonrasında da diyor ki ‘Bu ifade özgürlüğü’, bunun neresi ifade özgürlüğü? Ne zamandan beri nefret suçu ifade özgürlüğüne giriyor, ne zamandan beri aşağılamak, düşmanlığı tahrik etmek ifade özgürlüğüne giriyor. Bunun karşısında susmayacağız, geri adım atmayacağız. Bunun karşısında susanlar sadece biz konuştuktan, tepki verdikten sonrasında tepki veriyorlar.

Cumhurbaşkanımızın liderliğinde AK Parti’nin verdiği bu demokrasi mücadelesi başarıya ulaşmasaydı bunların hiçbiri bugün ‘Artık bu haklar verilmiştir, buradan geri dönmeyelim’ de demezdi. Birkaç yılı önceki beyanları var. Bu şekilde siyasal takiye olmaz. Videolarda gösteriyoruz. Kaç milletvekiliniz hanım haklarına saldırıyor, kılık giysilerine saldırıyor. Ne yaptınız bu milletvekilleriyle ilgili? Politika fiil sanatıdır. Bununla ilgili hangi eylemi ortaya koydunuz?”

Çelik, Türkiye’nin antidemokratik sayfalarını kapatma mevzusunda büyük çaba sarf ettiğini, AK Parti’nin de karşılık ödeyenlerin başlangıcında geldiğini söyledi.

“Bu siyasal savaşım başarı göstermiş olmasaydı bunlar gene demokrat olmayacaklardı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verilen savaşım başarı göstermiş olduğundan bunlar mecburi demokrat oldular. Mecburi demokratlığın ömrü de ilk siyasal krize kadar sürüyor, o krizde de patlayıp gidiyor. Açık bir nefret suçudur, hiçbir izahı yoktur. İfade özgürlüğüne girmez.” değerlendirmesinde bulunan Çelik, konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Bugün toplumsal medyada vardı, bir başkası çıkmış, ‘Erdoğan seçimle gitmez, sadece naturel afet olması lazım, o da herhangi bir yangın olmaz, Avusturalya’daki büyük yangın ya da başka bir şey olması lazım’ diyor. Bunlar ruh sağlığı yerinde insanoğlu değil. Bunlar bu ülkenin iyiliğini seven insanoğlu değil. Darbe, bir millete yapılacak en büyük kötülüktür. Darbe, bir millete düşmanın yapamadığı düşmanlığı yapma mekanizmasıdır. Darbe, bir milletin namusuna, ulusal egemenliğe saldırıdır. Bunu ağzına alan kişinin bu milletle hiçbir gönül bağının olmadığı, vatanseverlikle hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır.

Orada şu şekilde bir cümle kullanıyor, ‘Ordunun da darbe yapma kabiliyeti kalmamış.’ Darbe meselesini kabiliyet olarak, pozitif bir şey olarak görüyor. Daha ilkin de Anayasa hukukçusu da olan bir CHP milletvekili ‘Ordu darbe yapamıyor, kağıttan bir kaplanmış’ demişti. Demokrasiye bağlı bir ordu, milletine bağlı bir ordu, seçilmiş siyasetin emrinde bir ordu, TBMM’ye saygılı ordu bunların gözünde ordu değil. Ordu, bunların gözünde darbe icra eden bir mekanizma. Bu aslen TSK’ye de hakarettir, TSK’yi de istismar etmektir. TSK milletin emrindedir, TBMM’nin ordusudur, başkomutanı cumhurbaşkanıdır.”

“Milletin ‘Göz bebeğim, Mehmetçik’ söylediği bir orduya, kendi milletine tabanca çektirmek kadar büyük ahlaksızlıktır yoktur.” diyen Çelik, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamalarını hatırlattı, bu konuşmanın büyük bir zihin karışıklığı içinde yapılmış olduğuna değindi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları kaydetti:

“Erken seçim olsaydı 27 Mayıs darbesi olmazdı diyor. Ondan sonraki cümlesinde darbenin iyi bir şey olmadığını, darbenin Cumhuriyet değerlerine hücum bulunduğunu söylüyor. Acayip olan şu, CIA Başkanına atıf yaparak, ‘erken seçim olsaydı darbe olmazdı’ arkasından da ‘CIA Başkanının da söylediği benzer biçimde erken seçim olsaydı CHP iktidara gelecekti’ dolayısıyla da ordunun darbe yapmasına gerek kalmayacaktı benzer biçimde bir mantık çıkıyor. Mecburi, güdümlü demokratlık bir yere kadar. Kafanızın bir tarafında vesayet, bir tarafında demokratlık olduğunda bunun melezleşmesinden bir şey çıkmıyor, kokteyl demokratlık olmuyor. Ya demokrat olursun ya olmazsın.”

Başbuğ’un darbe girişimleri içinde karşılaştırma yaptığına dikkati çeken Ömer Çelik, darbenin “fakat”sının, mazeretinin olamayacağını bildirdi.

Her türlü darbenin kınanması icap ettiğini, bir darbeye fena diğerine azca daha fena denilemeyeceğini, darbeler içinde “Al, yeşil, sarı” benzer biçimde etiketleme yapılmayacağına işaret eden Ömer Çelik, “Darbe, milletine tabanca çekmektir, darbe en büyük alçaklıktır. Bitti, bunun ötesi yok, bunun ‘iyisi kötüsü’ yok. Daha kötüsü, daha azca kötüsü söz mevzusu değil. Son olarak FETÖ’ye verilen yanıt aslen her darbeye yapılması ihtiyaç duyulan muameleyi göstermiştir.” ifadesini kullandı.

yorum Yap

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku