Bağımsız Yazarlar

Babasız ilk Doğum günü ve ölüm…


Bağımsız Yazarlar

Babamın anısına…

Sensiz ilk doğum günüm de geldi çattı işte… Öğlen olmadan telefon etmeyeceksin bana, edemeyeceksin… Her seneki sevgi sözcüklerinin yerine derin bir sessizlik olacak… Geçen sene bile, hastalığın o kadar ilerlemişken birlikteydik bir rakı sofrasında, beş ay sonra olacakları bilmeden… Gerçi sen rakı içmemiştin tabi, belki bizim kadar eğlenceye de katılamamıştın ama olsun, beraberdik ne güzel, son mutlu ve geniş aile birlikteliğimiz olduğunu bilmeden…

Ne çabuk geçti altı ay, koskoca bir yaz, koskoca bir sonbahar geçti sen gideli…

Bazen tarifsiz bir sızı saplanıveriyor kalbime, yutkunmak zorunda kalıyorum. Yani sen gittin ben onu biliyorum da, bazen, genelde de yalnız başıma düşüncelere dalmışken, kalbime saplanan o tarifsiz sızının ardından, ansızın aklıma geliyor akşam eve döndüğümde seni göremeyeceğim… Alışırım demiştim, alıştım da aslında, ama unuturum dememiştim, zaten unutulmuyormuş da…

Senin ardından ilk doğum günüm… Tam da bugün, ilk saatleri daha. Aynı Yılmaz Erdoğan’ın şiirindeki gibi “Soğuk ve şehirlerarası bir yolcu otobüsündeyim” şu anda evren çok uzakta, “ve göğsümün ortasında sızlayan bir boşluksun babam…”

Ölümler olmasa daha mı mutlu olurdu hayat? Yoksa “ölümün de hayırlısı” dedikleri şey gerçekten var mı? Her ölüm erken ölümdür diyorlar ya mesela, acaba yüz yıldan fazla yaşayanlarda da bu erkenlik kavramı var mı?

Ölümden sonra hayat dedikleri şey varsa eğer, ölümden şikayet etmeye de gerek yok aslında… Ölüm dediğimiz şey, zaman mekan çizgisinde meydana gelen bir kırılma…

Bilimsel ve fizyolojik açılardan ne kadar mantıklı, sevdiklerini kaybedenlerin gözünden bakınca ne kadar saçma… Ölüm var, maalesef var…

Hele ki bu ülkede her yerde olduğundan daha çok var… Trafikte, asker ocağında, nöbet noktasında, stadyum çıkışında, görev yaptığın köy okulunda, eski eşinin kurşunuyla sokak ortasında, bir sapığın tecavüzüyle tenha köşelerde, kuytularda… Gündüzünde, gecesinde, havasında, suyunda ölüm var yalnız ve güzel ülkemin…

Ölümlere “hayırlısı oldu” diyebileceğimiz kadar az rastlayacağımız, “rahmetli de ne güzel çekmeden kurtuldu” diyerek akrabaları avutacağımız barış, huzur ve mutluluk dolu günler gelsin artık…

(Bu yazı 13.12.2016 tarihinde sabaha karşı yazılmıştır.)

Saygılarımla…