Gündem

Basında özgürlük


Gündem

Sınır tanımayan gazeteciler tarafından belirlenen basın özgürlüğü endeksi açıklandı. Bilin bakalım ülkemiz, güzelim Türkiye’miz kaçıncı sırada? 180 ülkenin basın özgürlüğünün sıralandığı listede Türkiye 151. sırada. Gerilerde olmamıza pek de şaşırmak gerek aslında. Ülkemizde her gün bir gazete daha kapatılıyor, bir sürü gazeteci işinden ediliyor… Hele ki hükümetin kayyum atama gibi demokrasiye tam anlamıyla darbe niteliğindeki […]



Sınır tanımayan gazeteciler tarafından belirlenen basın özgürlüğü endeksi açıklandı. Bilin bakalım ülkemiz, güzelim Türkiye’miz kaçıncı sırada?

180 ülkenin basın özgürlüğünün sıralandığı listede Türkiye 151. sırada.

Gerilerde olmamıza pek de şaşırmak gerek aslında. Ülkemizde her gün bir gazete daha kapatılıyor, bir sürü gazeteci işinden ediliyor… Hele ki hükümetin kayyum atama gibi demokrasiye tam anlamıyla darbe niteliğindeki politikası da Türkiye’nin son sıralardaki yerini hazırlamış oluyor herhalde.

Basın özgürdür…

Basın, bizim sesimiz olmaya devam ettikçe susturulmaya da devam edecek. Ancak bu iki durum arasındaki bağlantı doğrusal değil. Bu ülkedeki sözde demokrasinin günbegün tırmandığını göz önüne alırsak şaşırmamak gerekiyor. Anayasada adı geçen Atatürk ilkeleri bir bir zedelenip ötekileştirilmeye çalışılıyor. Laiklik, bilindiği gibi bizim ülkemizde dinsizlik demek. Halbuki Türk toplumunu bugün devlet çatısı altında dağılmadan durabiliyorsa ,sözde bile olsa, Laik oluşu bunda büyük bir öneme sahiptir. Arap baharına kapılmayan bir Türkiye’yi gördük , yaşadık, biliyoruz hepimiz.

Yobaz kesim Atatürk’ü karalamaya devam ettikçe ülke gündemi sıcak ve huzursuz olacak. Sorun Atatürk’ü sevmek ya da sevmemek de değil. Nitekim cemaat de bugün gördüğümüz gibi sersefil bir halde, nerede ve ne yaptığı açık değil. Bundan, çok değil, birkaç sene önce böyle olması beklenebilir miydi, ya da öngörülebilir miydi?

Türkiye sadece bir din başlığı altında kendi içinde savaş vermiyor ki… Ülkemiz ne istediğini bilmeyen insanlar tarafından yönetiliyor. Sadece hükümet de demiyorum, her parti ciddi anlamda yokluktan var olmayı bekliyor. Herkes ve her şey suskun, bilakis kadınlar da sustukça daha çok susuyorlar…

Gazeteci tutuklamaları, özgür bir medyanın olmayışı, gerek ota sansür gerek ise yeni erkelerin saçma bir şekilde sisteme girdirilmeye çalışması…

Her şeyin tam anlamıyla özgürlükten uzak bir kıvamda merkezleştirilmesi, yanlış anlaşılmış bir tek el politikası…

Sadece edebiyat da sözü geçen kadınlar…Ki bu bile onlara çok görülüyor, hepimiz biliyoruz…

İyi haberciliğin hapishane köşelerinde süründürülmesi, yargılanması, suçlanması, mahkemeyle yüzleştirilmesi, ötekileştirilmesi…

Ülkemizde artık adında bile özgür olmayan bir yasamız var. Kendi yasamızdan bahsediyorum , evet. Üstüne atılan saçma çamurlarla ağır bir açlığa ve ölüme terk edilmiş yasamızdan bahsediyorum… Ve bence en büyük suçlunun bizler olduğunu düşünüyorum…

Farkında olmasına rağmen dur demeyen bir Türk milleti, okumasını konuşmasını bilmeyen vatandaş yığınları, kendi seçtiklerine dokunamayan bir yığın insan…

Ve ne kadar arasak da bulamayacağımız bir özgürlük… Ad olmaktan öteye geçememiş bir adcık,özellikçik… Ya da sadece cik…