Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

“Bastırılan arzularla sahnede yüzleşme”

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 “Bastırılan arzularla sahnede yüzleşme”
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

BirGün’den Serpil Çakar’ın haberine göre, her yıl yeni bir meseleyi ele alan Yolcu Tiyatro, bu sezon Kürklü Venüs oyunu ile tam da bu yüzleşmeyi getiriyor sahneye. Oyunun yönetmenlik koltuğunda da oturan Ersin Umut Güler ve Pervin Bağdat’ın muhteşem oyunculuklarıyla can bulan oyun, gündelik hayatta maruz kalınanlar kadar, mağdur edilenleri de fark etmemizi sağlıyor. Oyunu ve toplumsal cinsiyet konusunda anlattıklarını, Ersin Umut Güler ve Pervin Bağdat ile konuştuk.

Geçen yıl “Joko’nun Doğum Günü” oyununda sistemin insanı köleleştirmesini, değerlerini altüst etmesini izlemiştik. Kürklü Venüs’ün derdi nedir?
U.G.: “Kürklü Venüs” toplumsal cinsiyet meselesini, erkek egemen dünyanın kodlarını sorgulayan, hem toplumsal hem bireysel manada çok güçlü ve gizemli karşılıkları olan bir oyun. Ayrıca seyirciyi bireyin bastırılmış, keşfedilmemiş arzularının karanlık tarafına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Sizi bu oyunda çeken şey neydi?
U.G.: Oyunla ilk karşılaştığımda Thomas Novachek rolünü oynamayı çok istedim, ilk görüşte aşk diyebilirim. Metnin daha önce yönettiğim oyunlardan farklı bir üslupta olması da, beni yeni bir yolculuk için heyecanlandırdı.
P.B.: Umut’u uzun zamandır takip ediyordum, bu oyun için aradığında çok sevindim. Rolden role girerken hem toplumsal cinsiyet meselesi gibi çok önemsediğim bir konuyu değerlendirebilecektim, hem de insanın en içsel arzularına dokunan bu oyunda izleyen herkes gibi ben de oyuncu olarak bir yüzleşme yaşayabilecektim. Ayrıca oynadığım Vanda karakteri cesaret isteyen bir rol olarak değerlendiriliyor. “Cesur kadın” yakıştırmaları var. Bense bunu böyle değerlendiren zihin yapısını eleştirebilmek için de bu oyunda oynadığımı söyleyebilirim.

Günlük hayatınızda sizin için en belirgin olanlar, maruz kaldığınız hangileri ve nasıl mücadele ediyorsunuz?
U.G.: İktidarın, gündelik hayatın, basının, sistemin dili hep bunu yansıtıyor. Erkek olarak hem cinsiyetçiliğe karşı çıkıyorsunuz hem de doğumunuzla birlikte size yüklenen düşünce ve davranış biçimlerini sorgulayıp kendinizle mücadele ediyorsunuz.
P.B.: Biraz önce söz ettiğim şu cesur kadın yakıştırması mesela. Neden cesur? Sahnede bazı anlarda iç çamaşırlarımla kalıyorum diye mi? Oyunla ilgili haberlerde “cesur kadın sahnede soyundu” diye cinsiyetçi bir üslup kullanan gazeteciler oldu. Aslında biz oyunda bu zihniyeti, bu bakış açısını eleştiriyoruz.

Cesaret nedir size göre?
P.B.: Bence cesaret, yaşamın her alanında baskısını hissettiğimiz bu günlerde, tek başına bir kadın olarak, inandığım, istediğim şekilde yaşayabilmek, dimdik durabilmek. Bana öğretilen, olması gerektiği söylenen biçimlerde değil; kalbimin istediği gibi yaşamak istiyorum. Bana biçilen rolleri reddediyorum; her konuda başarılı olabilme, her alanda var olabilme hakkımı kullanmak istiyorum. Şu koşullarda da ”el âlem” hep konuşacak, biz hep özgürlüğü savunacağız.

Kadın oyunculuğundan önce, bedenini sunarak yönetmenin dikkatini çekmeye çalışıyor. Bu oyun dışında da gerçekleşen bir durum. Böyle bir gerçeklikte oyuncu olmak, kadın olarak nasıl bir süreci beraberinde getiriyor?

P.B.: Kadınlarla ilgili belli kodlar var, bunları değiştirmek de zor. Sanki seksi şeyler giyinen bir kadın zeki veya yetenekli olamazmış gibi. Ama asıl ikiyüzlülük erkek dünyası söyleminde. Kadının bu hallerini eleştirirken kendi zaaflarına yenik düşerek seçimini yetenekli ve zeki olandan değil; güzel olandan yana yapıyor. Bir kadın olarak bunun dengesini kurmak, sınırlar çizmek epey zor oluyor bu koşullarda.

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yorum Yap