Bağımsız Yazarlar

Ben neden “Hayır” diyorum?


Bağımsız Yazarlar

Bir oy açıklama sevdasıdır aldı yürüdü ünlülerimizde… Oyunu açıkladıktan sonra kazanan da var, kaybeden de. Bu modayı başlatan “Şeytan” Rıdvan kişisi oldu malumunuz. “Evet” dedi, kendi eveti yetmediği gibi Arda Turan’ı “Evet” demeye davet etti. Zamanında, ALS hastalığına dikkat çekmek için oluşturulan buz dolu kovayı başından aşağı dökmek eylemi benzeri bir zincir ile dalga dalga […]



Bir oy açıklama sevdasıdır aldı yürüdü ünlülerimizde… Oyunu açıkladıktan sonra kazanan da var, kaybeden de. Bu modayı başlatan “Şeytan” Rıdvan kişisi oldu malumunuz. “Evet” dedi, kendi eveti yetmediği gibi Arda Turan’ı “Evet” demeye davet etti. Zamanında, ALS hastalığına dikkat çekmek için oluşturulan buz dolu kovayı başından aşağı dökmek eylemi benzeri bir zincir ile dalga dalga yayıldı bu “Evet” sevdası… “Evet” diyeceğini açıkladığı için başına kötü bir şey gelen kimse yoktur ülkemizde. Neticede başta Reis-i Cumhur Erdoğan olmak üzere, iktidar kanadı ve yandaşları yürütüyor bu “Evet” propagandasını. Peki “Hayır” diyeceğini açıklayanlar ne alemde? Aklımıza gelen ilk örnek, sabah haberleri kulağının gülen yüzü İrfan Değirmenci. Artık işsiz… Ona destek verenlerden de sıkıntıya düşenlerin, işini kaybedenlerin, sözleşmesi iptal edilenlerin haberleri gelmeye devam ediyor. “Hayır” demeyi düşünenler terörist oldu, vatan haini oldu, FETÖ ve PKK sempatizanı oldu… Bu da yetmedi, referandum sonucunda “Hayır” çıkması halinde ülke bölündü, iç savaş çıktı, ekonomi patladı, terör sıçradı… Bu kadar basit mi gerçekten? Gün içerisinde sayısız kere kullandığımız “Evet” ve “Hayır” sözcüklerinin hayatımızı bu kadar kesin çizgilerle cennet ya da cehennem yapabileceği doğru mu?

Ben de oyumu erkenden söyleyeyim, sebeplerini de sıralayayım istedim… Bu referandumda sandığa gittiğimde tercihim “Hayır” seçeneğinden yana olacak kuşkusuz. Peki neden “Hayır” diyeceğim? Çevremdeki insanlar ve gönül verdiğim siyasi oluşumun ileri gelenleri beni yönlendirdiği için mi? Ortama uymak için mi? Etrafımdaki herkes “Hayır” diyorsa vardır bir bildikleri diye düşündüğümden mi? Cevap bu sefer de kesin ve net bir şekilde “Hayır”. Okudum, inceledim, araştırdım, değerlendirdim, karar verdim. Yani aslında oy kullanma çağında olan ve 16 Nisan günü sandığa gidecek olan herkesin yapması gerekeni yaptım. Özgür irademle kararımı verdim, tercihimi kesinleştirdim.

Peki ben neden “Hayır” diyeceğim? Bunu da maddeler halinde kısaca özetlemeye çalıştım. Umarım doğru bir değerlendirme yapabilmişimdir…

  • Halihazırda 550 olan milletvekili sayısı 600’e çıkarılacak. Son derece gereksiz görüyorum. Özellikle metnin genelinde yer alan “Tek Adam” olgusu ile beraber oylanacağı için, zaten 5 milletvekili de olsa, 505 milletvekili de olsa kararı başkan verecek. Bu kadar masrafa ne gerek var? Aylık maaş 17.000 TL. Yıllık 204.000 TL yapar. 60 kişi olunca yıllık sadece maaşların ülkeye maliyeti 12.240.000 TL. Eski parayla 12 trilyon… Buna ilaveten, 87. Maddede yapılacak değişikliğe bakarsanız, meclisin yetkilerinin azaltıldığını göreceksiniz. Halkın oyları ile seçilmiş, demokrasi ile kararlar almak ve ülkenin refahı için çalışmak üzere görev yapan vekillerin yetkilerini neden azaltıyorsunuz? Yetkiyi azalt, sayıyı çoğalt… Bu israfı vicdanım kabul etmediği için “Hayır” diyorum…

 

  • Seçilme yaşı 18’e indirilecek. Yani sürücü kursuna yaşı tuttuğu gün kayıt olan milletvekillerimiz olacak. Tahsis edilen makam araçlarını bile kullanamayacaklar belki ama memleketin kaderini ilgilendiren konularda oy kullanacaklar. Henüz lise çağında olan milletvekili görmek istemiyorum. Bunu yapana kadar, “en az lise mezunu”diye bir şart getirselerdi keşke… Bu saçmalığa gönlüm razı gelmediği için “Hayır” diyorum.

 

  • Gelelim 93. Maddeye… Meclisin tatil döneminde acil bir toplanma ihtiyacı doğdu diyelim… Şimdiki sistemde buna bakanlar kurulu karar verebiliyordu, yeni sistemde bu inisiyatif başkana bırakıldı. Çağırmak isterse çağırır, istemezse tatile devam… Bakanlar Kurulu’nun böyle bir konuda bile bu şekilde devre dışı kalmasını anlamsız bulduğum için “Hayır” diyorum.

 

  • En önemli noktalardan biri 104. Madde… Seçim yapılacağı gün hem vekilleri, hem de başkanı seçeceğiz. Bu başkan alacak eline sazı; bakanları, genel müdürleri, müşteşarları, rektörleri, yani tüm üst düzey isimleri kafasına göre atayacak. Liyakat filan hikaye. Canının istediğine görev verecek… Uluslararası ilişkileri ve antlaşmaları kafasına göre kendisi halledecek, ya da seçtiği insanları görevlendirecek. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karar mercii olacak. Hastalık ve sakatlık gibi sebeplerle tahliye olmak isteyen mahkumlarla ilgili bizzat karar verecek. Cezayı affetme yetkisine sahip olacak… Daha bitmedi… Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir… Gerçi Meclis aynı konuda kanun yayınlarsa kararname geçersiz olur filan diye lafı dolandırmışlar ama, meclis dediğin yerdeki bakanı, atayan adam kararname çıkartınca, meclis ne diyecek ki? Tasarının ilk gününden beri “Hayır” cephesinin kullandığı “Tek Adam” terimi, tam da bu gibi konular için bulunmuş bir terim. Bu maddeden de belli olduğu üzere, bu “Tek Adam” rejimini ülkeye getirmektir ve ben bu rejimi kabul etmediğim için “Hayır” diyorum…

 

  • Geliyoruz 105. Maddeye… Kamuoyunda bir şüphe oluştu ve Cumhurbaşkanı’nın bir suç işlediğine inandık diyelim… Bunun soruşturulması ve açığa çıkarılması lazım normal olarak. O zaman bu görevin sahibi olan TBMM gereğini yapsın… Yapsın da, bir soruşturma başlatmak için “salt çoğunluk” gerekiyor… “Salt Çoğunluk” nedir? Hükümet kurmak için gereken vekil sayısı… İyi de, bu hükümeti zaten Cumhurbaşkanı kurmuştu. Yani çoğunluğu belirlemişti. Direkt olarak Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen bir kitlenin, tabiri caizse “patronları” aleyhinde çalışması ne kadar mümkün? Uzun uzun cümleler yazmışlar bu maddeye ama daha ilk cümlede iş bitmiş zaten… Ben devletin başındaki yöneticinin “soruşturulamaz ve suçlanamaz” bir zırha bürüneceği bu adaletsiz sistemi kabul etmediğim için “Hayır” diyorum…

 

  • Güncel sistemde Cumhurbaşkanı’nın vekili Meclis Başkanı’dır… Yeni sistemde “Cumhurbaşkanı Yardımcısı” diye bir görevli girecek hayatımıza. Üst limit yok… Belki de 50 tane… Vekil olmasına gerek yok, zaten bu göreve geldiğinde vekilse, vekilliği düşüyor… Dayısının oğlu olabilir mesela. Öz oğlu da olabilir… Kriter tek… Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip… Yani ilköğretim mezunu ve 18 yaşında herhangi birisi, milletvekili seçimine bile katılmamışken ülkedeki 2 numaralı adam olabilir… Hey Maşallah… Yaşadı dalkavuklar… Ben hayatımda ismini bile duymadığım, hiçbir meziyeti ve adaylığı olmayan, hayattaki tek başarısı “cumhurbaşkanı tarafından tercih edilmek” olan cumhurbaşkanı yardımcılarını istemediğim için “Hayır” diyorum…

 

  • Madde… Kısaca özetleyelim… Seçim yapıldı, başkan seçildim ben, yaşasın… Ama bir baktım, vekilleri beğenmedim… Çok muhalefet var… O zaman bir daha seçim yapalım, top benim, oynatmıyorum… Ben bitti demeden bitmez… Benim istediğimi seçmediniz, yine seçim yapalım o zaman… Böyle bir şey mümkün mü? Mantıklı mı? Detaya inmeye gerek yok, bunu kabul etmem imkansız olduğu için “Hayır” diyorum…

 

  • Madde… Bir cümleydi sadece… “Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.” Yeni tasarıda koca bir sayfa… Cumhurbaşkanı ne isterse yapıyor özetle… Kaçıncıya “Tek Adam” yazıyorum bilmiyorum ama istemiyorum… “Hayır” diyorum…

 

  • Anayasa Mahkemesi ve HSYK konularına hiç değinmiyorum… Zaten 14 senelik AKP iktidarında, “Kadrolaşma” nedir, “Yandaşlık” nedir gördük ve görmeye devam ediyoruz… Şimdiye kadar bir şekilde yaptıklarını, yeni anayasa metninde kurallara bağlamışlar… Önce sistemi oturt, sonra kuralını yaz, oh ne ala memleket… Ben kadrolaşmanın hiçbir şeklini kabullenemediğim için “Hayır” diyorum…

 

Ben neden “Hayır” diyecek olduğumu kısaca anlatayım dedim ama, işin içinden kısaca çıkmak mümkün olmadı… Azıcık araştırsak, azıcık sorgulasak da öyle karar versek keşke oyumuzun, tercihimizin ne olacağına… Sandığa atacağımız oyun, bir ülkenin kaderini değiştirebilecek kuvvette olduğunun farkına varsak keşke… Elbette “Evet” diyenler de haklıdır kendine göre. İnandığımız temel değer “Demokrasi” ise, iki tercihe de saygı duymak gerekir ve duyuyorum. Üzüldüğüm nokta,  “Evet” diyecek olsa da, “Hayır” diyecek olsa da, sonuçlarının ne olduğunu ve nelere sebebiyet vereceğini bilmeyen ve hatta maalesef sonuçta ne olacağı umurunda bile olmayan insanların varlığı… Bu denli büyük bir değişikliğin bir parçası, seçeni olacaksın; ama ne olduğu konusunda hiçbir fikrin olmayacak… Çok yazık…

Partizanlık ve holiganizm olgularını bir kenara bırakıp, araştırmamız, okumamız, düşünerek karar vermemiz gereken bir seçim “Referandum”. Tercihimizin ne olduğunun değil, neden tercihimizin o olduğunun önemli olduğu bir seçim… Partiler üstü, siyaset üstü bir seçim. “Anayasa” demek, ülkenin temeli demek… Ülkenin temelini ilgilendiren bir seçime gidiyoruz ve maalesef seçmenlerin -en kötü tahminle- yüzde altmışı bu seçimdeki tercihi sonucunda ne olacağı konusunda bilgisiz…

Hala iki aya yakın bir süreç mevcut… Bu süreçte bilinçlenmek ve bilinçlendirmek birincil vatandaşlık görevimiz… Kısa dedim, uzun yazdım affola… Umarım bir şeylere vesile olabilirim bu yazıyla… Azıcık işe yararsa ne mutlu bana…

Saygılarımla…

(NOT : Anayasa değişikliği metninin tarafsız bir bakışla hazırlanmış karşılaştırmalı incelemesini http://anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/Anayasa_Degisikligi.aspx adresinde bulabilirsiniz.)