BİLİME DEĞİL ULEMAYA SORARIM!

0 0

Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim programlarının hazırlanmasındaki danışma ve karar organı olan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, 13 Ekim 2015 tarihinde tartışmalı bir karara daha imza attı. Bu karara göre önümüzdeki yıldan itibaren ilkokullarda 2. sınıftan başlayarak Seçmeli Arapça dersi okutulacak.

Bu da nereden çıktı diye düşünmeyin. Eğitim sistemini yamalı bohçaya çeviren uygulamalar ülkenin kaderi haline geldi. MEB kurmaylarının yaratıcılığına diyecek söz kalmadı. Gece uykusu kaçan bir proje hazırlıyor, ertesi gün yürürlükte…

Bu uygulama kararı madalyonun ön yüzüne bakınca bile beraberinde bir çok soruyu getiriyor. Madalyonun arka yüzünü şimdilik erteliyoruz.

Mesela; Arapça seçmeli ders olacaksa diğer seçeneklerde hangi dersler olacak? Öyle ya bir konuda seçim yapmak için birden fazla seçeneğe sahip olmak gerekmez mi? Ama şimdilik elde tek seçenek var: Arapça.

Diyelim ki gelişmiş ülkelerin dilleri de seçenekler arasında yer aldı. Almanca, Fransızca, Rusça, İtalyanca veya Çince. Peki on binlerce ilkokulda bu dersleri okutacak dil öğretmenimiz var mı? Tabi ki hayır. Bu koşullarda Arapça dersinin seçmeli görünümlü zorunlu ders olması kaçınılmazdır.

Seçmeli olsa bile bu dersi öğrenci mi seçecek, öğretmen mi, öğrenci velisi mi? 5 yaşında okula başlayıp 6 yaşında ikinci sınıfa giden bir çocuğun seçim yapacağını düşünecek olursak muhtemelen Arapça ile birlikte seçenekler arasında saklambaç, yakan top, kutu kutu pense ve mendil kapmaca da olmasını isteyecektir.

Kendi dilini tam olarak öğrenememiş ilkokul 2. Sınıf öğrencilerine halihazırda ikinci dil olarak zorunlu okutulan İngilizce dışında üçüncü bir dili, Arapça’yı öğretmeye çalışmak çocukların gelişimi açısından da uygun değildir. Üstelik öğretilmek istenen zorunlu-seçmeli Arapça, farklı bir alfabeye, farklı fonetiğe sahip ve Türkçe’nin tam tersine sağdan sola doğru yazılıp okunan bir dil. Yalnızca buradan bakıldığında bile Arapça öğretme çabasının ortaya çıkaracağı pedagojik sorunların, öğrencilerimizin tüm eğitim sürecini olumsuz etkileyeceğini görebiliyoruz.

Devletlerin yabancı bir dili öğretme ihtiyacının altına yatan iki temel neden vardır. Birincisi, öğretilmek istenen dil ile dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip etmek, ikincisi ise o ülkeler ile ticari ilişkileri güçlendirmektir. Arap ülkeleri bilim ve teknoloji üreten ülkeler olmadığı için geriye yalnızca ticari gerekçeler kalabilir. Arapça konuşulan ülkeler ile ticari ilişkilerimizi sağlamak için tüm öğrencilere Arapça öğretmenin gereği yoktur.

Bugün 61 farklı üniversitemizin İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim gören ve ileri düzeyde Arapça eğitimi alan yaklaşık 50.000 üniversite öğrencimiz var. Bunun dışında 3 üniversitemizde Arapça Öğretmenliği bölümlerinde okuyan yaklaşık 1000 öğrenci, 8 farklı üniversitede Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde 3000’e yakın öğrenci ve 29 üniversitemizde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümlerinde Arapça eğitimi gören yaklaşık 16.000 öğrencimiz var. Tüm bunları alt alta topladığımızda ileri düzeyde Arapça dersi okuyan 70.000 üniversite öğrencisi olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Bunların dışında 2 üniversitenin İlahiyat Ön Lisans programlarında okuyan ve dört dönem boyunca zorunlu Arapça dersi gören 100.000’den fazla üniversite öğrencimiz var. Toplamda 170.000 üniversite öğrencisinin eğitimini aldığı ve bir o kadar da mezunun vermiş olan bölümlerin Arapça eğitimi almış bireylerinin olduğu ülkemizde daha fazla Arapça bilen insan ihtiyacı nereden doğuyor ki kendi dilini tam anlamıyla öğrenmemiş olan ilkokul ikinci sınıf öğrencilerinden başlayarak bu dersi vermeye başlayacağız?

Sorunun yanıtı madalyonun arka yüzünde.

Alışık olduğumuz gibi yine pedagojik gerekçeleri ile eğitim ihtiyaçları bilimsel olarak ortaya konulmamış köklü bir düzenleme hayata geçiriliyor ve ülkedeki siyasi atmosferin yakıcılığıyla gündeme gelmeden sessiz sedasız uygulamaya gireceği zamanı bekliyor.

Konuyu incelemek kaynak taraması yaptığımızda üniversitede Arapça öğrenmede karşılaşılan güçlükleri konu alan yayınlanmış binlerce sayfa bilimsel çalışmaya ve uzman görüşüne ulaşabiliyoruz. Hal böyle iken ilkokulda karşılaşılacak güçlükleri ve zaten çok yoğun olan eğitim programında ilkokul öğrencilerine çok ağır bir yük daha yüklemenin yaratacağı sakıncaları bilimsel olarak ortaya koyan birileri var mı?

Eğitim Fakülteleri, Eğitim Bilimciler, Pedagoglar, Psikologlar, Öğretmenler, Veliler bu konuda ne düşünüyor, bilen var mı?

Eğitim politikalarını hayata geçirenler bunu araştırdılar mı?

Sizce bunu merak ediyorlar mı?

Sizin de yanıtınız Hayır ise, çocuklarımızın geleceği için hep birlikte bir şeyler yapmanın zamanı gelmiş, hatta geçiyor da olabilir. Çünkü bilime değil ulemaya sormak gelenek haline geldi.

Eğitim-İş Bursa Şubesi Başkanı

Özkan Rona

Not: Bu yazı Ahenk Haber Gazetesi’nin Kasım 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku