Çare : ATATÜRK !!!

Hokka ile divitin yerini kalem, kalemin de yerini tuşlar aldı.

Nasıl da ilerliyor medeniyet …

Divitten, kalemden ve yahut tuşlardan da dökülse kelimeler, bir acı sarmalın, bir girdabın içinde dönüp duruyor.

Kırk tilki dolansa da satırlarda, rehber ve yolun taşlarına basmaktan, taşlarına yaslanmaktan ne vazgeçecek, ne dahi yorulacağız.

90 küsür yıllık Cumhuriyet ve Atatürk Türkiye’si yürüyüşüdür bu.

10 Kasım 1938’den bu yana yakın siyasi tarihin tüm matematiği, toplasak, çıkarsak ve bölsek, eşittir Atatürk çıkmıyor ne yazık ki.

Dünyanın bizimle hesaplaşması normaldir.
Biz dediğim Atatürk Türkiyesi.

Ya bizim bize hesabımız … ?
Bizim bizlerle hesaplaşmamız ?

Ya bizi, bize hesaplaştıranların hesabı ?

Dışarıdan hesap yapanlar, içeriden hesaba duranlar ?

İsim vermeye gerek var mı sizce ?
Hedef Cumhuriyet, hedef Atatürk Türkiye’si desek, yeterli gelmez mi biraz düşünebilene ?

Cumhuriyetçi,
Milliyetçi,
Halkçı,
Laik,
İnkilapçı,
Devletçi Türkiye.
6 ilke 6 dünya Türkiye …

Birini ötekinden koparsanız, hani teker teker koparılmış ya baktığınızda, gelinen noktadır gün, gün o gün, yıl 2017 ve bir yaz sıcağı, Türk genel devriminin dalları budanmakta, yaprakları birer birer savrulmakta.

Dolaştığım yerler ve sohbet ettiğim yüzlerde soruları, endişeyi, korkuyu ve her şeye rağmen umudu görüyorum sevgili dost.

Bir kelime ve devamında gelen bir cümle, tüm soruların, tüm tasalar ve korkuların cevabı olmuş zihinlerde.

Umut bir kelimede ! Yol ve yöntem o kelimenin aydınlığından gelen cümlelerde.

O kelime, Atatürk.
O cümle Türkiye Cumhuriyeti.
Bugünlerin reçetesi bu derin reçetede.

Koşar adım cumhuriyetin tüm değerleri al aşağı ediliyor, 16 Nisan demokratlarının elinde.

Yasıyor,
Yürütüyor,
Yargılıyor,
yetmez ama evet, 15 Temmuz’un lütfudur ki, tek eldedir memleket ve bizlerin kaderi, yetmez ama evet diye diye gelindi bu hale.

Memleket böyle de, yavru vatan Kıbrıs farklı mıdır sizce ?
Köy görünmüştü de kılavuz karga dedik dinleyen çıkmadı, konmadık adam yerine !

Demokrasi vardı değil mi memlekette ?
Elbette, elbette …

Al yasayı yap,
Al yürüt,
Yetmez ama evet bir de yargıla, ne istiyorsan veriyordun, şimdi ne istiyorsan tek başına alıyorsun, memleket memleket değil, ne de hukuk hukuk, yağma Hasan’ın böreği hem de saray tepsisinde.

Bir durum tespitidir bu, bir durumun tespiti, boğmayalım derin analizler ile.
Çoktan seçmeli tüm şıklar tek adam ve onun kafasındaki rejime çıkıyorsa memlekette,
bugün direniş, kilometre çiğniyor elele hep birlikte …

Yarınsa ve öteki günlerde, laiklik, cumhuriyet, milliyetçilik, inkilapçılık, halkçılık, devletçilik yollara düşecektir bu gidişle.

Yollar aşınmaz derler amma, cumhuriyet ve devrimler birbir kemire kemire aşındırılmakta görene, bilene.

Bir giz gibi güldü ve bir taç gibi konduysa başımıza Türkiyeliliğimiz, eksik söylemiş bence şair, düzeltmeliyiz.

Bir taç gibi başımıza konmuş, bir buket gibi avuçlarımızın içine bırakılarak armağan edilmiş Türk Milleti fertliğimiz.

Sevgili dost,
ne sağı, ne solu, yalnızca bir kelime, bir cümledir evrensel ve bağımsız aydınlığımızın yolu.

O da Atatürk ve onun cumhuriyetidir.
Hasta adamın torunları ortada, Bandırma Vapuru kendine inanmış yolcular aramakta.

Çare baş ucumuzda.
Çare yanıbaşımızda.
Yoksa yoksa, anası vatan, yavrusu Kıbrıs bir Yezid elinde Kerbela’da …

Atatürk ile kalın.
Selam ile.

Cem AYAZ
Bağımsız Gazete
29.6.2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Boyacı Ustası