Gündem

DEMOKRASİ VE DÜZEN


Gündem

Demokrasi’nin en sıkıntılı tarafı nedir diye sorsanız… Demokrasi çoğunluğun yönetim şeklidir. Yani o çoğunluğun eğitim seviyesi, kültür yapısı, tecrübesi, bilgeliği zerre önemli değildir. Cahiller eğitimlilerden 1 kişi fazla ise onların istediği, seçtiği adam yönetir ülkeyi. Zamanında malum manken kızımızın söylemiş olduğu “dağdaki çobanla benim oyum eşit” sözü durumu gayet net ortaya koymaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün […]



Demokrasi’nin en sıkıntılı tarafı nedir diye sorsanız…

Demokrasi çoğunluğun yönetim şeklidir. Yani o çoğunluğun eğitim seviyesi, kültür yapısı, tecrübesi, bilgeliği zerre önemli değildir. Cahiller eğitimlilerden 1 kişi fazla ise onların istediği, seçtiği adam yönetir ülkeyi. Zamanında malum manken kızımızın söylemiş olduğu “dağdaki çobanla benim oyum eşit” sözü durumu gayet net ortaya koymaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hakimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir.” yani, “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” cümlesini kurarken hayal ettiği “millet” in bugünkü millet olmadığından eminim.

Hepsinden önemlisi; Atatürk’ün bu sözünün Meclis salonunda nerede yazdığına hiç dikkat ettiniz mi?

Kürsünün tam arkasında büyük harfler ile yazar!

Neden mi sordum? Bir hikaye ile anlatayım efendim;

Georges Simenon (Belçikalı Yazar) tüm romanlarını Eyfel Kulesi’ndeki bir kafede yazarmış. Bir gün gazetecinin biri sormuş; “Eyfel’i bu kadar çok mu seviyorsunuz? Yazılarınızı hep burada yazıyorsunuz da…” Simenon şiddetle karşı çıkmış; “Hayır! Paris’te bu lanet kulenin görünmediği tek yer burası çünkü!”

Duvardaki o yazıyı milletvekillerinin konuşma yaptığı kürsünün arkasına değil, tam karşılarına yazmak gerekiyor yani!

Çünkü;

Ancak o zaman, belki, yani bir ihtimal, gücü kimden aldıklarını, kim için çalıştıklarını, patronun kim olduğunu her defasında görmek zorunda kalırlar.

Çünkü;

Ancak o zaman, belki, yani bir ihtimal, Cumhurbaşkanı, mecliste yaptığı her konuşmada, bu ülkenin sahibi değil, sadece bir hizmetkarı olduğunu hatırlar.

Cumhurbaşkanı’nın o meclisin kürsüsünde etmiş olduğu yeminde şöyle bir cümle vardır;

“……..

Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma….. “

Eee? Nasıl oluyor da varlığını Anayasa’ya borçlu olan bir Cumhurbaşkanı kalkıp da o Anayasa’nın Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir karar için “uymuyorum, saygı da duymuyorum, tanımıyorum da” diyebiliyor? Hangi cürretle?

Hani deseydi ki; “Ben yasada bazı eksikler olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç var. elbette mahkemenin kararına saygımız sonsuz ancak mevcut yasalar ile kamu vicdanınında ciddi yaralar açıldığını kabul etmek gerekiyor”… O zaman hak verilebilirdi. Fakat hayır, adam kalmış “ben bu kararı tanımıyorum” diyor. Ne yazık ki bu ülkede kendisini tanıştıracak bir tane adam da çıkamıyor!

Cumhurbaşkanı’nın;

Halk tarafından seçilmiş olması, gidip bir binadan patronculuk oynayabileceği anlamına gelmiyor. Halk tarafından seçilmiş olması, ülkenin yönetim şeklini beğenmediğinde o ülkeyi kafasına göre yönetebileceği anlamına da gelmiyor. Halk tarafından seçilmiş olması, ülkenin mahkemelerinin vermiş olduğu kararları “tanımama, uygulamama” hakkı da vermiyor. Halk tarafından seçilmiş olması, halkın direnişlerini göz ardı etme, küçümseme, bu direnişleri kanunsuz ilan etme hakkı da vermiyor. Halk tarafından seçilmiş olması şehit babalarına “karaktersiz” deme veya şehit cenazesinde elinizde mikrofon tabut başında propaganda yapma hakkı da vermiyor.

Hepsinden önemlisi; Cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilmiş olduğu makama gelmeden hemen önce etmiş olduğu yeminde hukukun üstünlüğünü tanıyacağını ve tarafsız olacağını yüksek sesle dile getirdi. Oysa bugün gelmiş olduğu noktada hukuku tanımadığını açık yürekle ifade ettiği gibi tarafsız olmadığını da kabul eder sanırım. Bu durumda onu oraya oturtan “halk” ne düşünmeli?

Başta da söylediğim gibi, demokrasi bugün en ideal yönetim şekli gibi gözüküyor olsa da ciddi dezavantajları vardır. Dolayısıyla da yasaların bu dezavantajları gözetir şekilde yapılması önemlidir.

Aksi takdirde sadece 1 kişi fazlalık, güzelim ülkenin bu şekilde yönetil(eme)mesi için yeterlidir. Ve günü geldiğinde o 1 fazla kişiye sahip olan taraf “hak, hukuk, eşitlik, özgürlük” cümlelerini dilinden düşürmeden “düzen”i sağlarken……

Düzülen olmak kaçınılmazdır.