Gündem

Dünün Aynası


Gündem
Yazar : Merve Yolsal

Yazar : Merve Yolsal

Her gün aynı sabaha uyanmaktan bıkmadım. Sigara ve tuvaletin keskin kokuları burnuma gelip beni uyandırdığında  saat henüz sekiz olmamıştı. Makyaj malzemelerinin dağınıklığı , o bilindik parfüm kokusu ve sanki “durmak yok yola devam” mottosunu kendi icat etmiş gibi bana duvardan delici gözlerle bakan fotoğraftaki  İskandinav kadın. Ah o kadın! Ne olurdu sırf onun olsam. Oysa şimdi şu an sadece acıyım, tekilim, ziyanım.

Neden rahat edemiyorum kendi evimde ? Neden emanetmiş gibi hissediyorum her defasında şu boktan duygu ortaya çıkıp aniden kaybolduğunda? Sanırım aidiyet duygumu kaybediyorum  ya da bir dakika var mıydı ondan bende? Nereye gitsem, kiminle konuşsam  gözlerime, yüzüme ,konuşmama aynı ifadeden yerleştiriyorum  ki herkes aynı olduğumu düşünsün, diğer yüzlerimi, asıl benliğimi kimse göremesin.  Senin dışında her kim beni bu halde görse evine götürmek istiyor, ama ben tek dönüyorum eve. Sahi ben hala tek dönüyorum eve. Ev de ne ev ama! Sigara dumanına bir duman daha katmak istercesine tablanın yanında duran paketten çarşafı  dikkatlice çıkarıp sigaramı sarıyorum. Gerçi,pek kimse sevmez öyle bu çevrede sarma sigara içen kadın. Zaten ne yapan kadını tam anlamıyla sevdiler ki?

Düşüncelerimle baş başa kalmaktan korkardım eskiden hep, sadece düşünce mi  bizi baştan çıkaran yoksa  temelde yatan  ana kavram hep mutlu olma gayesi mi? Her defasında sanki boğulacakmış hissi uyandıran bu dayanılmaz baş ağrılarının sebebi de bu sanırım. Kendimi artık inançsız boş tenekelere benzetiyorum, faydasız ve hatta kendi varlığına bile ziyan.

Şu bir gerçek ben biliyorum ve doğal olarak bildikçe de büyüyorum. Bilerek yaşayınca ,eke olmayı unutuyor insan. Ölüm var bir kere, zahir! Ara ara hep olduğu gibi bu gece de yaşadım bunu ama bu sefer Burgazada’daydım. Her şey aynıydı ama her şey farklıydı. Uzun ve dik bir yokuştan çıkıyordum , asla istediğim insan olamayacağım, asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım diye diye koca adayı iki adımda bitirip sürekli başa dönüyordum. Rüya mı gerçek mi? Veyahut gerçek olan ne? Sınırlıyım. Sınırlıyız. Yapabileceğimiz veya tam manasıyla yaptığımızı sandığımız ne varsa sınırlı. Pazar günü arka sokaktaki  vitrinlere bakınıp aylak aylak dolaşsan da fark etmeyecek bu, aynı sokakta kendi içine, benliğine düşüp bu tarz karalamalar yapsan da..

Hep yaptığım gibi solmuş sarı koltuğuma iyice yerleştim  o sabah, sanki diğer sabahlar farklı bir şey yapıyormuş gibi, ama ne yapayım yazmakla bitmiyor ki içimdeki sessizlik. Bir gece gülsem, geri kalan kırk gece çığ gibi düşüyor üzerime. Fakat  şaşırmamak gerek ben kimi sevdiysem ta içten, derisi dökülmeye başlar yavaş yavaş. Altından ne çıkar kimse bilemez.

İnsan özlediği, mutlu olduğu yere döner bir gün. Yahut döneceği günü bekler. Bense sadece gittim. Geride bıraktıklarımı düşünmeye tahammülüm yoktu. Ve daha gideceğim yeri bile bilmeden gözlerimi silmem gerekti. Bendeki izlerini, sendeki izlerimi ,saçlarını, omzunun kıvrımlarını, sabah uyandığında boynunun kokusunu, gözlerini hiç kaçırmadan bana olan bakışlarını, aniden parlayıp sönmelerini, sımsıkı sarılışlarını, tutkulu öpmelerini hiç ama hiç birini hatırlamıyorum. Gel gelelim  hiçbir sürgün, onu terk-i diyar eylettiren gerçekleri unutturamaz. Ben gittim ama kaçamadım, sandım sadece.  Biliyorum sen de üşüyorsun, en son ne zaman ağladığını unuttuğundan. Sürekli böyle mi olacak peki? Sürekli düşünceler denizin de boğulan ben mi olacağım? Türevinden sorular geride kaldı benim için, hani demiştim ya her gün aynı sabaha uyanmaktan bıkmadım.