Bağımsız Yazarlar

Etik ve Günah


Bağımsız Yazarlar

ETİK VE GÜNAH Rönesans hareketleri ile birlikte tanrı ışığından aklın ışığında aydınlanmaya başlayan batı dünyası, cevabını bulamadığı metafizik problemlerin yerine hep sistem dinlerini kaynak göstermiştir. Batı bu sorulara “büyük sorular” der. Daha doğuya gittiğimiz de tanrısı olmadan tarihin başından beri insan tarafından kurulmuş bir din-kültür vardır, Budizm. Budizme göre günah insanın erdeme ulaşmasındaki en başlangıç […]



ETİK VE GÜNAH
Rönesans hareketleri ile birlikte tanrı ışığından aklın ışığında aydınlanmaya başlayan batı dünyası, cevabını
bulamadığı metafizik problemlerin yerine hep sistem dinlerini kaynak göstermiştir. Batı bu sorulara “büyük sorular”
der. Daha doğuya gittiğimiz de tanrısı olmadan tarihin başından beri insan tarafından kurulmuş bir din-kültür
vardır, Budizm. Budizme göre günah insanın erdeme ulaşmasındaki en başlangıç yoldur. İnsan günahı işlemeden onun
ne olduğunu bilmeden erdemi anlayamaz. Budistler batıdaki yaradılış hikayesini kendilerine göre sistem dinlerindeki
Adem ve Havva’nın yasaklı elmadan yemesi olayını, tanrının insanın günah işlemesini istediği için yılan kılığına
girerek kandırdığını söyler. Çünkü insan ancak günah işleyerek düştüğü yerden tanrısal-erdeme ulaşabilir. Yani Tanrı
yılandı ve Tanrı insanın kandırılabileceğini biliyordu. Peki biz günah işleme işini onun kötü olduğunu görüp, bundan
sakınmak için mi yapıyoruz, yoksa çıkarlarımız doğrultusunda mı yapıyoruz? Her türlü günahın işlendiği ülkemde, birey
yalnızca kendi canı yandığında etik kuralları çerçevesinde karşılık bekliyor. Çünkü sadece herkes ona iyi davranmalı.

Devlet yönetiminde ise başa geçen yöneticiler kardeşlerini öldürttüyorken bu toplum ve din tarafından normal ve gereklilik
olarak görülüyordu. II. fatih mehmet döneminde kardeş katli kanun haline bile getirilmiş, devletin düzenini sağlamak
için bu yasa etik kural olarak tanınmıştır. Kardeş katli topluma ve din büyüklerine göre doğru kabul edilebilirken, inanç
sisteminde insan öldürmek en büyük günah olarak kabul edilir. Etik genel olarak belirli bir toplum için değil, tüm dünya
geneli için, tüm insan statüleri için geçerli ahlak kurallarını oluşturmaktadır. En batıdan, en doğuya kadar her statüdeki
insanın uyması gereken sorumluluk olarak görebiliriz. Kant’ın iyiyi yapmak değil, ödevden dolayı iyiyi istemek anlayışı,
insanın sorumluluğu olmuştur. Etik tüm dünya için aynı oluşumda olsa da günah anlayışı toplumsal olarak değişim göstermektedir.
Ama hiç bir din öğretisinde siyasi yönetim biçimine yer verilmediği için etik davranışların siyasi statüde açıklar gösteriyor.
Bir siyasi liderin güç ve statü getirisi ile yaptığı günah hareketler sistem dinleri tarafından kabul edilebiliyor.
Bir kişinin etik dışı ve günah olan davranışları hukuksal alanda meşrulaştırılabilir mi? durum böyle olduğunda günah
kavramının değeri artık, tanrı bilgisinden, insan demogoguna kaymış durumdadır. insanlık artık sistem içinde ve dışına
çıkamaksızın, sisteme uygun hareket etmektedir. günah kavramı yalnızca bir belge üzerindeki yazılı olan ve altındaki
mühürden ibaret olmuştur. etik kavramı ise güç istemi baskısı altında kalmış, çıkar ilişkisi çerçevesinde kendisini
göstemektedir. Ünlü bir rock grubunun da dediği gibi “günah değilmiş memlekete olanlar”.