Yaşam

Karantina Günlerinde İlaç Niyetine Dizi Önerileri


Yaşam

Makalede karantina günlerinde izlenebilecek ve benim de izlemiş olduğum beş farklı dizinin bende bıraktığı izlenimleri ve tavsiyelerimi derledik.İstek ve destek olduğu sürece burdayız yaz siz?



Sene 2005…Tabi o zamanlar Game Of Thrones, La Casa De Papel falan hikaye.Hepsi portakalda vitaminken meydana bir pehlivan çıktı ve piyasayı yerle bir edip rakip dizileri şomar oğlanına çevirdi.

Netflix,BluTv falan henüz icat edilmedi.Klasik çanak antenlerimizin 32. kanalında yayınlanan yabancı dizi kuşağının bir parçasıydı o zamanlar.Ne efsane diziler vardı ama.Sabah Tsubasa akşam Prison Break olmuştu günlük rutinimiz.İşte böyle efsane bir dönemde ortaya çıkmıştı.

Dizide kendilerince haksız ama baştakiler tarafından oldukça suçlu kategorisinde yer alan yaklaşık on farklı suçlunun hapisten kaçış hikayesi dramatize ve aksiyonla harmanlanmış bir biçimde sunuluyor.

Hikayesini Paul Scheuring’ın üstlendiği ve başrolünde Wentworth Miller’ın usta oyunculuğunu bizlere sunduğu dizinin kısaca konusuna değinecek olursak Bir yapı mühendisi olan Michael Scofield (Wentworth Miller) işlememiş olduğu bir suçtan idam cezasına çarptırılan abisi Lincoln Burrows’u (Dominic Purcell) kurtarmak için tüm yasal yolların tükendiğini farkedince işleri kendi eline alır.

Mükkemmel kurgulanmış kaçış planıyla abisini kurtarmak için bir bankayı soyar ve abisinin bulunduğu hapisaneye gönderilir. Michael planını uygulmaya başladıktan sonra hesaba katmadığı tek bir şeyin olduğunu anlar: İnsanlar. Ünlü bir mafya tetikcisi olan John Abruzzi (Peter Stormare), çocuk tecavüzcüsü ve katil T-Bag (Robert Knepper) ve azılı gardiyan şefi Brad Bellick (Wade Williams) onun planını zora sokmaktadır.

Dizi toplamda dört sezon ve 79 bölümden oluşan özetle bir hapishane kaçış dizisi.Karantina duvarından kaçmaya çalıştığımız şu dönemlerde bizler için biçilmiş kaftan olduğunu söyleyebilirim.

Rick And Morty

2013 yılının bizlere verdiği en büyük mucize.O zamanlar lisenin başlarındayız ve arkadaşlar toplanmış anlamadığım bir dilde birşeyler tartışıyor gibiydiler.Yanlarına yaklaştığımda günümüzü etkisi altına alan dikdörtgen şeklindeki sihirli kutudan açtıkları bir animasyon dizisini izliyor ve bir yandan da kendilerince çıkarımlar yapıyorlardı.O zamanlar pek oralı olmamıştım ama denk geldikçe izliyordum.Sadece bir çizgi film değeri taşıyordu çünkü.

Ama geçtiğimiz yaz tekrar izlediğimde sanki gözümdeki perde açılmıştı.İzlediğim şey bambaşka bir evrene dönüşüvermişti.Dizinin ana temasında oldukça ihtiyar ve alkolik bir büyükbabanın torunuyla ve ailesiyle yaşadığı boyutlararsı maceralar anlatılıyor.Bunu yaparken sağa sola sayısız gönderme yapmayı da ihmal etmiyorlar.

Mutlu ve nostaljik bir sabah kahvaltısında yan ekrandan açıp özellikle de yalnız hissetmeden kimseyi umursamadan aynı zamanda Nasreddin Hoca misali eğlendirirken düşündüren bir yapıt.Tavsiyemdir günde iki bölümden fazla izlemeyiniz 🙂

The Witcher

Öyle bir evren düşünün ki Yüzüklerin Efendisi’nden sonra gelmiş,oyunu,dizisi ve kitabı dahi olan koleksiyondaki tek eksiği bir film olan(pek değil yakın bir süreçte onu da göreceğimizden eminim) kusursuz bir evren.Kendine ait haritası,çeşitli krallıklar ve olağanüstü yaratıklar.

Hobbit:Beş Ordu’nun Savaşı’nın devam filmi adeta…

Elfler,büyücüler,witcherlar ve daha nicesi.Karakterimiz Witcher para ve kadından başka zaafı olmayan aldığı ödül karşılığı insanların karşılaştığı mutasyonları öldüren başka bir mutasyon.

Duygu ve merhametten yoksun olarak büyüyen Witcher yüzlerce yıl yaşamış bir büyücünün efsununa tutuluyor ve asla ondan kopamıyor.Başrolünde SuperMan olarak bildiğimiz ve birçok eserde birçok unutulmaz karaktere hayat vermiş Henry Cavill eşlik ediyor.Evreni hakkında ufak bir araştırma yaptıktan sonra büyük bir zevk ve iştahla izleyebileceğiniz henüz ilk sezonu yayınlanmış bir dizi.İzledikten sonra sözlerimin kıymetini anlayacak ve ikinci sezonu merakla bekleyeceksiniz.

The Boys

Ergen dizisi görünümlü, başlangıçta herkesin büyük önyargıyla yaklaştığı fakat hikayenin derinlerine inildiğinde çok fazla derin mizaha ve olağanüstü göndermelere sahip %100 klasik Amerikan dizisi.Birçoğumuz Amerika’nın her bakımdan yaşamaya uygun,refah seviyesi nirvanaya ulaşmış ve kusursuz bir ülke; hatta bir kıta olduğunu savunur,başımız sıkıştığında ”bunlar Amerkia’nın oyunları,Amerika’da eğitim sistemi böyle değil vb.” bahanelerle kendimizi aavutur ve bu büyük yalanın arkasında kendimize siper tutarız.

Gel gör ki Amerika’nın bağrında doğmuş,okumuş ve koskoca yönetmen olmuş aydın kesim bile imza attıkları bütün eserlerde kendi içlerindeki çelişkilere,siyasi çatışmalara,ufak pürüzlere her türlü soruna parmak basıyor.İşte böyle de kendini gömen her şeyiyle saydam bir pencere açan ve Hollywood’un kırmızı halısını eskiten büyük yapımlar gibi The Boys dizisi de bizlere süper kahraman edasıyla ülkede yaşanan karmaşaya ve halının altına itilen onlarca pis olaya ayna tutuyor.

Dizi incelemelerinde spoiler vermemeye önem gösteriyorum bildiğiniz üzere.Ancak dizinin kapak fotoğrafının ynında yer alan tıpkı kitapların arka kapaklarında olduğu gibi olay hakkında kısa bilgiler içeren özet tadında bir yazıyı da sizlerden esirgeyemem.Bu muhabbeti spoiler olarak görenler varsa başta söylemeliyim ki bu kısmı doğrudan atlayabilirler.

The Boys, süper kahramanların güçlerini ve şöhretlerini kötüye kullandığı bir evrende geçiyor. Kendilerini kanunu korumaya adayan ve “The Boys” olarak adlandırılan bir grup insan, yozlaşmış süper kahramanları ortadan kaldırmak için zorlu bir yolculuğa çıkar. Preacher’ın yazarı Garth Ennis ile Derick…

Ragnarok

Marvel serisinden bildiğimiz Thor:Ragnarok filminin temelini atan bir dizi aslında zaten kapak fotoğrafında bulunan figür de acaba sorularını beraberinde getiriyor.Ama tecrbüeyle sabit izlediğinizde hiçbir alakasınn olmadığını sizler de göreceksiniz.Dizi hakkında spoiler vermeden dizi eleştirisi yapmak oldukça zor tabii ama elimden geldiği kadarıyla hem iyi hem kötü yönlerini derleyip sunmak benim görevim.Öncelikle belirteyim benim bir dizide dizinin konusundan ve işleniş biçiminden bağımsız dikkat ettiğim üç unsur var açıkçası bu üçüne de aynı mükemmeliyetle cevap veren bir dizi.

Her bölümün başına koyulan ufak metinlerle size İskandinav mitolojisi hakkında (bkz. Devler,Ragnarok,Thor) tarzında bilgilerle kültür şokuna uğratıyor.Dizinin kısaca özetini geçmek gerekirse Norveç’in başka bir kentinden Edda kentine taşınan babasız bir ailenin büyük oğlu disleksi hastalığı zannediliyor.Gel gör ki köyün eski savaşçılarından yaşlı bir teyzemiz gelip Magne karakterimizin gözlerini açıyor ve günden güne kendi gücünün sınırsızlığını keşfetmeye çalışan bir efsane haline geliyor.Tabi bu süreçte acı kayıplar beklenmedik şanssızlıklar ve kendini yalnız bırakan hamleler oluyor ama Sanırım ikinci sezon çark tersine dönecek.

Netflixten ikinci sezon onayını alan dizinin yeni sezonunun 2020 yılının sonlarına doğru çıkması bekleniyor.Dizinin eleştirecek pek birşeyi yok diyebilirim.Ama alışık olduğumuz İngilizce+Türkçe altyazı sisteminin dışında Norveç dili+Türkçe altyazı sisteminin olması kulağınızı birazcık tırmalayacak. Ama üçüncü bölümden sonra alışıyorsunuz.

Gelelim bizim köşemize.Bu zamana kadar izlediğim yabancı dizi sayısı iki elin parmağını geçmezken şu zorlu süreçte izlediklerim on insanın tüm parmakarını nerdeyse ikiye katlar.Birinci sıraya koymak çok keskin bir karar olur ama izlediklerim arasında ilk beşe net bir şekilde koyacağımı söyleyebilirim.İçinde aşk,mitoloji,savaş,acı,nefret,kıskançlık ve birçok göndermelerle günümüz insanının bir diziden alabileceği herşeyi barındırıyor.Tavsiyemdir kesinlikle önerilir.