Bağımsız Yazarlar

Mayıs Sıkıntısı


Bağımsız Yazarlar

Bir çok giden, memnun ki yerinden, çok seneler geçti, dönen yok seferinden… Yazımızın bugünkü fon müziği olarak Esmeray dinleyebilirsiniz, benden tavsiye, iyi gelecektir. Hele ki pop çağı ateşi ve birbirinin aynı gibi cıstak cıstak şarkılar bizi zehirlemek için elinden geleni yaparken, biraz nostalji detoksu ile kendimize bir iyilik yapabiliriz. Mayıs biraz zor, biraz hüzünlü bir […]



Bir çok giden, memnun ki yerinden, çok seneler geçti, dönen yok seferinden…

Yazımızın bugünkü fon müziği olarak Esmeray dinleyebilirsiniz, benden tavsiye, iyi gelecektir. Hele ki pop çağı ateşi ve birbirinin aynı gibi cıstak cıstak şarkılar bizi zehirlemek için elinden geleni yaparken, biraz nostalji detoksu ile kendimize bir iyilik yapabiliriz.

Mayıs biraz zor, biraz hüzünlü bir ay aslında… Diğer bakış açısıyla da bolca güzel hatıra barındıran, milli gururumuzu okşayan başarı ve kıvançla dolu bir ay… Bundan sonra benim için bambaşka bir anlamı da olacak tabi, anneler gününde kaybedilen bir babanın hatırası da sızlatacak içimi bundan sonraki mayıslarda…

Aklıma gelen güzelliklerle çirkinlikleri bir liste yaptım ben, sizinle de paylaşayım, birlikte karar verelim “mayıs” geçer not mu alır, sınıfta mı kalır…

1 Mayıs 1977’de yaşanan unutulmaz kanlı 1 Mayıs… 34 katledilen can, yoldaş… 6 Mayıs 1972’de Üç Fidan’ın darağacında sonsuzluğa yürümesi… 11 Mayıs 2013’de Reyhanlı katliamında yitirilen 52 can… 13 Mayıs 2014’de Soma’da 301 emekçinin diri diri toprağa gömüldüğü facia… Madencilerimiz… 17 Mayıs 2004’de gönlümüzün üstadı Aşık Mahsuni’nin aramızdan ayrılması… 18 Mayıs 1973’de devrimci gençlik önderi İbrahim Kaypakkaya’nın, sorgulandığı Diyarbakır’da işkence sonucu hayatını kaybetmesi… 18 Mayıs 2009’da ÇYDD Başkanı, eğitim savaşçısı Türkan Saylan’ın aramızdan ayrılması…

Güzel şeyler olmadı mı, olmuştur tabi…

16 Mayıs 2010’da Bursaspor’un Türkiye şampiyonluğu, 17 Mayıs 2000’de Galatasaray’ın UEFA Kupası şampiyonluğu… Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı olması, İstanbul’un fethi, ADD’nin kurulması da mayıs ayında olan güzel olaylardan…

Tabi en güzeli, Ulu Önder’in halkı için, halkının refahı için çıktığı yolculuk… 19 Mayıs… Bu devrimci ruhtan uzun yıllar sonra bir anda ortaya çıkan, 31 Mayıs’ta başlayan Gezi Ruhu ve Gezi Direnişi… Geleceğe bir nebze olsun umutla bakmamızı sağlayan, bir avuçken bir millet olan insanlarımız…

Değerlendirme sizlere ait, ama bence sınıfta kalıyor Mayıs ayı…

Biz küçükken hep derlerdi “Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günler” diye, işte o günlerin tam da içindeyiz… Ulu Önder’in mücadele ruhunu alıp, Gezi Ruhu ile süsleyip direnmemiz gereken noktadayız… Bize yapılana oturduğumuz yerden kızmakla, klavye başında 3-5 tivit atmakla, feysbukta “Kaç Atatürkçü Var Haydi Sayalım” ve minvalindeki gruplara üye olmakla çözülmüyor olay… Zaten toplumun büyük bir kısmı başına gelenlerin sebebini sorgulamaktan aciz bir şekilde biat kültürünü tüm hücrelerinde yaşıyor. Bizim yapmamız gereken törenlerde, eylemlerde birbirimizle selfie çekmek değil (selfie çeker çekmez alanı terk etmek hiç değil)… Bizim yapmamız gereken, apolitik dediğimiz, asosyal dediğimiz, daha da kabalaşıp “koyun” dediğimiz insanları bir mücadele içerisine dahil etmek. Bunun illa ki muhalefet partilerinde, sırf ben yazdım diye Cumhuriyet Halk Partisi’nde olmasına gerek yok. Varsın Ak Parti üyesi olsun insanlar, yeter ki sorgulasınlar… Halk tarafından seçilmiş, halkın cumhurbaşkanı kızını evlendirirken evlerinin önüne neden bariyer çekildiğini sorgulasınlar… Düğünden iki gün önce tüm caddelerin neden trafiğe kapatıldığını sorgulasınlar… Düğün için binlerce polis, binlerce güvenlik görevlisi uçan kuşlara bile kimlik kontrolü yaparken ve önlem alırken neden 19 Mayıs’ta Anıtkabir için saldırı ihtimali olduğunu; neden önlem almak yerine “bizce gitmeseniz daha iyi olur” diye telkinde bulunulduğunu sorgulasınlar… Tırlar dolusu silahlar “sosyal yardım” adı altında sınırdan geçirilip, gerisin geri Kilis’teki vatandaşlarımızın canlarını alırken; bu silahların verilmesini haber yapan cesur gazetecilerin neden 5 yıl hapis cezası aldığını sorgulasınlar… Dün muhalefette tükürdüklerini, bugün iktidar partisi saflarında dünyanın en leziz dondurmasını yermiş gibi yalayanları sorgulasınlar…

Gençlik Bayramı kutlamaları neden iptal edilir, gençlerimiz bunu sorgulasınlar…

Okumayan, sorgulamayan, ilgilenmeyen, düşünmeyen bir nesil geliyor ey millet! Bu nesli yönlendirmek, eğitmek ve toplumun sorunlarıyla ilgilenmelerini sağlamak bizlerin görevi…

Haydi bir değişiklik yapalım, bu 19 Mayıs’da tutalım bir gencin elinden, milli mücadeleyi anlatalım. Dış mihraklar nedir’i anlatalım. Büyük Ortadoğu Projesi’ni, İran Devrimi’ni anlatalım… “Persepolis” filmini izlemelerini tavsiye edelim mesela… Konsere de gidelim, sergiye de gidelim elbet ama, eğlencenin dışında, eğitim de olsun bu bayram… Bir kişide bile bir farkındalık yaratabilirsek ne mutlu bize…

Alanlarda, meydanlarda özgürce kutlayabildiğimiz nice milli bayramlara…

Saygılarımla…