Gündem

Ölümün kıyısında


Gündem

Musul harekâtı dünya gündeminin bir numaralı maddesi olurken bölgede hemen her ülkeden çok sayıda gazeteci hayatını riske atarak görevini yapmaya çalışıyor.



Musul harekâtı başladıktan sonra, Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil çok sayıda gazeteciyi ağırlamaya başladı. Dünyaya olan biteni taşıyan gazeteciler, bu kentte bir gününü nasıl geçiriyor, ne yiyor, ne giyiyor ve en önemlisi hangi koşullarda çalışıyor? Bunun için bir şu sıralarda Erbil- Musul- Kerkük hattında mekik dokuyan bir gazetecinin 24 saatine mercek tuttarak savaş ortamında gazetecilik yapmanın zorluklarını anlatmak istedik. Türkiye’den gelen gazeteciler Erbil’de özellikle yeme içme sorunu yaşıyor. İki ülkenin geleneksel tatları oldukça farklı. Gazeteciler, damak tadına uygun bir lokanta bulmak için bazen günlerce arayışını sürdürüyor. Türkiye’den gelen gazeteciler, sahipleri Diyarbakırlı olan bir lokantayı tercih ediyor. Bir de damak tadı açısından benzerlikler taşıdığı için Lübnan lokantaları tercih ediliyor. Etli yemekler, özellikle humus ve bakladan yapılan Lübnan mezeleri tercih ediliyor. Erbil’in en meşhur yemeği ise soslu et ve ekmekle yapılan Peşrib. Bu yemek Türkiye’deki tiriti anımsatıyor. Cepheye giderken yanımıza bisküvi ve meyve alıyoruz. Erbil’de musluktan akan su içilmediğinden pet şişe su kullanılıyor.

Vize almak sorun

Musul harekâtında şu ana kadar 3 cephe açılmış durumda. Bunlardan Hazır ve Navaran cepheleri IKBY bölgesinde. Hazır, Erbil’den 1.5, Navaran ise 2.5 saatlik mesafede. Kayyara cephesine gitmek için ise Irak merkezi hükümetinin denetimindeki topraklardan geçmek lazım. Bunun için Irak vizesi gerekiyor. Irak, Başika krizi nedeniyle Türkiye’den gelmek isteyenlere vize vermeye yanaşmıyor. Hazır ve Navaran’a gitmek için uzun bir mesafe kat etmek lazım. Bu da erken kalkmak demek. Erken kalkmak ise kahvaltısı var diye tercih edilen otelde, hiçbir zaman kahvaltı yapamamak demek.

Haber için durunca

Bölgede internet bulabilmek mümkün. Ancak internetin hızlı olması gerek. Bunun için bir internet kafede mi, bir lokantada mı oturmak lazım? Aslında ikisi de değil. Çünkü bu türden bir yeri bulmak hem zor hem de bulduğunuz yerde çalışmak pek mümkün değil. O nedenle, en doğrusu kaldığınız otele gitmek. Aslında karayolunda iyi sinyal alan bir noktada durup cep telefonunuz üzerinden internete bağlanarak haber ve fotoğraflarınızı gazeteye gönderebilirsiniz. Ancak bu durumda, güvenlik ile ilgili çok ciddi bir risk de almış olursunuz. Çünkü yol kenarında uzun süre durmak şüphe uyandıran bir hareket olabilir. Malum, IŞİD’e karşı bir harekât var ve hemen her olağandışı davranış, sizi şüpheli yapabilir. İhbar edilebilir, gözaltına alınabilirsiniz. Ayrıca yollarda uçaklarla yarışacak kadar hızlı arabalar var.

Savaş enflasyonu

Musul harekâtı burada ciddi bir enflasyon yaratmış. Daha birkaç ay önce günlüğü 100 dolara taksi kiralayabilirken bugün 250 ila 350 dolardan aşağı araç bulmak olanaksız. Orta halli bir otelde geceliği 100 dolardan aşağı konaklamak mümkün değil. Günlüğü 750 dolar olan otel bile var. Burada Kürtçenin Soranice lehçesi konuşuluyor. Kürtçe olsa da bildiğiniz Kurmanci lehçesi, size yetmiyor. Bir politikacı ya da peşmerge komutanı ile görüşmek için tercüman tutmanız lazım. Tercümanların günlüğü de 100 dolardan başlıyor.

Akreditasyon sıkıntısı

Gazetecilerin en büyük sorunlarından biri de çalışma izni yani akreditasyon. Bunun için Peşmerge Bakanlığı’na başvurmak gerekiyor. Ben zamanımız cephede geçtiği için akredite olamadım. Cepheye girmek için bin bir türlü dil dökmek zorundayız. Fakat bu yeterli değil. Çünkü dil döktüğünüz görevli emir aldıysa kontrol noktasını geçmeniz imkânsız. Çoğu zaman yetkili bir peşmergeye telefonla ulaşıp onun “Seytere” dedikleri kontrol noktasındaki görevliyi aramasını sağlamak gerekiyor.

Sakın toprağa basma

Cephede ise ölüm tehlikesiyle burun burunasınız. Çatışmaları izlediğiniz alana her an bir havan ya da top mermisi düşebilir. Birçok kez, birkaç metre yakınımıza bu türden patlayıcılar düştü. En çok korkulan şey ise mayınlar. Her yer bu sinsi patlayıcılarla dolu. Mayın arama tarama ekipleri, kurtarılan köylerde önceliği asfalt yollara veriyor. Araçla giderken ya da yürürken asfaltın dışına çıkmamanız çok önemli. Çünkü yapacağınız bir hata, ölümünüze ya da hayatınızın geri kalanını engelli olarak geçirmenize neden olabilir. Bütün bu tehlikelere karşı birçok gazeteci miğfer ve çelik yelek ile çalışmayı tercih ediyor.

Yanı başımızdaki patlama ve Aziz’in yaşam mücadelesi

Navaran cephesindeki Barime köyünde meslek hayatımın en büyük tehlikesini atlattım. Önceki gün peşmergeler içinden seçilmiş bir gruptan oluşan “Hezer Arteş (Ateş Birliği)” adındaki mayın ve patlayıcı imha ekibi ile bu köye geldim. Bizler de bir grup peşmerge ile ekim ayına rağmen yakıcı güneşten ve sıcaktan korunmak için bir ağacın altında oturmuş, bir evde ele geçirilmiş olan IŞİD’den kalan silahlara bakıyorduk. 40 metre kadar ilerideki bir evden büyük patlama oldu. O sırada bunun beklenmeyen bir patlama olduğunu hemen anlamıştım. Çünkü birlik, bir mayın imha edilecekse, yüksek sesle patlama olacağı konusunda uyarı yapılıyor, herkesin güvenli bir yere geçmesi bekleniyordu.

‘Ölme Aziz’

Birkaç saniye sonra, dumanların içinden çıkan genç bir peşmergenin kafasını tutarak bize doğru koştuğunu gördüm. Başından yaralanmıştı. Sarsarak kendine getirdiler. Güçlükle patlamanın yaşandığı evde “Aziz” adındaki bir peşmerge daha olduğunu ama onun çıkamadığını söyledi. Diğer peşmergeler koşarak eve girdiler, Aziz’i taşıyarak dışarı çıkardılar. Yüzü, elleri, bedeni kararmış, gözleri boşluğa bakar gibiydi. Sağ bacağı ve kasığından çok fazla kan geliyordu. Arkadaşları “Ölme Aziz” diye haykırıyordu. Yapılan ilk yardım kanamayı durdurmaya yetmedi. IŞİD’in patlayıcıları hem de bombardıman nedeniyle evlerden kopan parçalar yolları kapattığı için araçlar köyün içine giremiyordu. Aziz’i bir battaniyeye yatırıp köyün dışına götürülecekti.

Bilinçsizce deklanşöre bastım

Aziz 300 metre kadar ilerideki bir pikabın arkasına yatırılacakken orada çok büyük bir patlama daha oldu. Ben ve gazeteci arkadaşım Namık Durukan, 5 metre yakınımızda gerçekleşen bu patlama nedeniyle, sersemledik. Kulaklarım çınlıyordu. Üzerime toprak ve taş parçaları yağıyordu. Havada barut ve toz kokusu vardı. Makinem elimdeydi ve bilinçsizce denklanşöre basıyordum. Bir süre sonra patlamayı idrak edebildim. Başımı, yüzümü ve vücudumu yokladım. Islak bir yerim yoktu, kanamam yoktu, yaralanmamıştım… Namık’ın adını haykırmaya başladım. Toz bulutu içinde onun da fotoğraf çektiğini görünce rahatladım. Aziz’e yardım için gelen ikinci araç, Aziz’in konulduğu araca yol vermek için asfalt yoldan çıkınca mayına basmıştı. Şoförü 10 metre ileride yerde sırtüstü yatıyordu. Mucize eseri yaralanmamıştı ama patlamanın etkisiyle sersemlemişti. Onu, Aziz’i ve diğer üç yaralıyı önce cephe gerisine sonra da Duhok Hastanesi’ne götürdüler. Aziz kurtarılamadı.