Siyaset

Şahit


Siyaset

Oldum olası körü körüne sevgiye, bağlılığa uzak durmuşumdur. Her kim olursa olsun birini sevmenin, birine bağlanmanın özünde geçerli sebepler olmalı diye düşünmüşümdür. Elbet kalbin mantığın asla anlayamayacağı sebepleri vardır. Ancak uzun soluklu sevgi, uzun soluklu bağlılık, içerisinde mutlaka geçerli sebepler ve bir mantık barındırıyordur. Bu düşüncelerim Mustafa Kemal Atatürk için de geçerli. Onu körü körüne […]



Oldum olası körü körüne sevgiye, bağlılığa uzak durmuşumdur. Her kim olursa olsun birini sevmenin, birine bağlanmanın özünde geçerli sebepler olmalı diye düşünmüşümdür. Elbet kalbin mantığın asla anlayamayacağı sebepleri vardır. Ancak uzun soluklu sevgi, uzun soluklu bağlılık, içerisinde mutlaka geçerli sebepler ve bir mantık barındırıyordur.

Bu düşüncelerim Mustafa Kemal Atatürk için de geçerli. Onu körü körüne sevenlerin, onun ağzından çıkanı kutsal sayanların, ona sorgusuz sualsiz bağlananların, Atatürk’ü aslında hiç de anlamadığı açıktır.

Şahsen, benim bağlılığımın, Atatürk’e olan sevgimin onlarca sebebi var. O’nu okumak, O’nu araştırmak, O’nu başkalarından ama özellikle de yabancılardan dinlemek yetti bu sevgi için.

Atatürk’ün tüm özellikleri içerisinde beni en çok etkileyeni askeri dehası ve Devlet adamlığı olmuştur. Önce ordusuna, sonra da miletine yaptığı liderlik, öngörüsü ve taktik becerisi, bugün gönderde dalgalanan bayrağımızın, üzerinde yaşadığımız toprakların ve cebimizde taşıdığımız Türkiye Cumhuriyeti kimliğinin temelidir.

İşte bu Atatürk, Konya Ordüevi’nde yapmış olduğu konuşmada şöyle söylemiş;

“Arkadaşlar, tüm tarih bize gösteriyor ki, uluslar yüce hedeflerine ulaşmak istediklerinde bu coşkularının karşısında üniformalı çocuklarını bulmuşlardır. Tarihin bu geneli içinde büyük bir istisna bizim tarihimizde, Türk tarihinde görülür. Bilirsiniz ki, Türk Ulusu ne vakit yükselmek için bir adım atmak istemişse önünde hep önder olarak, yüksek ulusal ülküyü gerçekleştirecek hareketlerin kılavuzu olarak kendi kahraman çocuklarından oluşan ordusunu görmüştür. Bu nedenle Türk Ulusu, elinde kılıç tehlikelere karşı yürümeye hazır kahraman çocuklarına derin bir güven beslemiştir. Bu güveni hep besleyecektir. Bundan sonra da Türk Ulusu’nun kutsal ülküsünün gerçekleşmesi için kahraman asker evlatları hep önde gidecektir. Tüm Türk Ulusu, başarıya ulaştığı her yaşamsal şeyin kahramanı olarak kendi ordusunu, ordusunu komuta eden öz evlatlarından oluşma subaylar topluluğunu, yüksek komuta heyetini görmektedir. Ulus ve kahraman evlatlarından oluşan ordu öylesine birbiriyle birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örnekleri çok azdır. Bu ulusal gerçekle her zaman övünebiliriz.”

Bu millet kendi bağrından Mustafa Kemal ve onun gibi onlarca saygın, kahraman komutan yetiştirdi.

Ve dün, bu millet, bir önceki gün vatanı uğruna şehit olmuş 8 gencecik kuzuyu toprağa ve Allah’a emanet ederken, bu çocukların “Komutanım!” dediği adam nikah töreninde smokini ile şahitlik yapıyordu.

“Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum!” diyen bir komutandan, musalla taşının başına değil de, nikah masasının başına koşan komutana… Bu ülke, bu millet bunu da gördü…

Tarih, şehitleri de, şahitleri de yazar komutan!

Şehitlerin yeri başımızın üzeri, yüreğimizin derinlikleri ise, şahitlerin yeri tozlu sayfalardır sadece.

Bil ki bundan böyle karşına dikilip de “emret komutanım!” diye bağıracak her askerin gözünde “güven” ve “saygı” değil, “endişe” ve “öfke” olacak.

Korkakların makamı değildir Ordu komutanlığı.

Sen seçimini yaptın komutan.

Ordunun komutanı olacağına, gelinin şahidi oldun.

Allah mesud etsin.