Yaşam

Sporun yararları ve psikolojik açılımı


Yaşam

Spor hayatımızın en büyük dostu. Fakat bazı durumlarda ise zararlı olabilir mi? Tüm detaylar…



Toplumumuzda genelde sportif çalışmalara zor ve zaman alan bir uğraşı olarak bakılır… Çoğu zaman, ya birkaç hafta içinde sonuç almayı beklerler, ya da hiç yapmazlar. Birçok insan, yazar Gonçarov’un bir romanındaki “Oblomow” tiplemesi gibi, miskin miskin yatıp vakit geçirmeyi sportif faaliyetlere tercih ederler. Oysa insanın kendi tembelliğine yenilmesinden daha büyük yenilgi ne olabilir?

Hayatımızı makinelerle robotlaştıran asrımız, insanları bu açıdan tembelliğe iterken, yaşam mücadelesini de dayanılmaz bir gerilim ve strese sürükleyerek, sağlığımızı etkileyen en büyük tehlikeye dönüştürdü.

Sporu ve yararlarını bilmeyenler veya yapanları kıskananlar; “Biraz yürüdük mü bu iş tamam… Bizim komşu teyze, amca vs. şöyle söyledi, öyle yapma böyle yap dedi…” gibi sözlerle, yapanları bilinçsizce yönlendirmeye çalışıyorlar. Gerçek bilenlerden yeterince yararlanılmıyor.

Kimi de hastalığı kendine konduramıyor; “Adam sen de. Neyime gerek kendimi zora sokayım…” vs. gibi sözlerle geçiştiriyorlar. Bilmiyorlar ki aptalca iyimserlik, kötülüğü kolaylaştırıyor. Sonunda spor yapamayacak duruma gelip pişmanlık duyunca, spor yapanları görüp “ah ben de şunlar gibi yapabilseydim” diye hayıflananlar da az değil.

Birçoğu da zayıflayacağım diye, spor salonlarında aç açına saatlerce bir aerobikten, diğer bir stepe koşuşturup duruyorlar.

Çoğunlukla akıl almaz ve sağlığa zararlı diyetler insanların aklını çeliyor. Kişi, birkaç gün tuz almasa, vücut metabolizma için tuttuğu suyu atarak 3–4 kilo düşebilir. Buna bir de çok ağır çalışmalar eklenince, yapanlar sağlıksız olarak kilo verdiklerinin farkına varmadan, yağdan kaybettiklerini sanarak, kendilerini perişan ediyorlar.

Yapılan istatistiklerde, genelde insanların %98 i kendilerini beğenme egosuna sahip oldukları halde, bu kişilerin vücutlarından memnun olmadıkları da tespit edilmiş. İnsanlar çılgınca bedensel model arayışı içinde. Oysa yeryüzündeki milyarlarca insanın ayrı özellikleri var ve insanlar bu özellikleriyle ayrıcalıklı ve güzel. Bu arayışlar içinde insanlar kendilerini sevemiyor ve mutsuz oluyorlar. Sporun ana amaçlarını ve işin sağlık yönünü düşünen ise çok az.

Sportif çalışmaların ruhsal iyileştirme yönü de hep göz ardı ediliyor. Egzersize başladıktan bir süre sonra vücut, acılara karşı koyan “Endorfin” ve benzeri mutluluk hormonlarını çıkarıyor. Bu suretle yaratılıştan gelen veya sonradan edinilen; kin, ihtiras, kıskançlık, nefret, korku, bağımlılıklar, olumsuz düşünceler vs. gibi duygu ve düşünceler, yerini mutluluğa bırakarak, kişiye azim, irade, mücadele, yenilenme, şifa vs. gücü kazandırıyor. Etrafa pozitif enerji yayılıyor.

Sonuçta insanların çoğunluğu bilimsel sporu bilmiyor ve vücutlarını tanımıyorlar.

Özetle sporun yararları ve yapılan bilimsel araştırmalardan bazı sonuçlar
Sporla kasların glikoz kullanımı 7–20 kata kadar artabilir.
Düzenli ve dozunda hareket vücudun bağışıklığını arttırıyor. Buna karşın, ağır hareketler vücudu enfeksiyonlara karşı zayıflatıyor.


Kan değerleri düzelir. Ayrıca spor, kanın akışkanlığını arttırıyor.


Sportif yüklenmelerde kalbin pompaladığı kan 5–10 misline çıkabiliyor. Kalp kaslarında yararlı büyüme (Hipertrofi) oluşur. Bu da kalbin ekonomik çalışmasını sağlıyor. Nabız frekansı ve tansiyon düşüyor ama kalbin hacmi artıyor. Böylece kalp daha az yoruluyor ve oksijen ihtiyacı azalıyor. Nabız istirahat haline çabuk dönüyor ve düşük çalışıyor. Spor yapanlarda %85 kalp krizinden sağ kurtulma avantajı oluşuyor.


Sporla oksijen kullanımı, vital kapasite ve solunum volümü artar. Bu da daha çok enerji yakımı ve zararlı atık sağlar. Dayanıklılık egzersizleri; akciğerin oksijen alınımı, kirli hava değişimini ve kan dolaşımını iyileştiriyor. Böylece vücuda toplam olarak daha fazla oksijen giriyor.


Spor ve kondisyon düzeyi ile ölüm oranı arasındaki bağlantıyı incelemek için yapılmış olan en ayrıntılı araştırma, 1989 yılında Amerikan Tıp Birliği’nin Dergisinde (JAMA) yayımlanmış olan bir çalışmadır. Tamamıyla hareketsiz olan kişiler ile biraz hareketli olan kişiler arasındaki ölüm oranı neredeyse yarı yarıyadır. Kondisyon arttıkça ölüm oranı marjinal düzeylerde azalmaya devam etmiştir.
Kemik erimesi – osteoporose, postür bozukluğu ve arthritis eklem iltihaplarını önler.
Stres, ruhi ve zihinsel hastalıklar ve iktidarsızlığa iyi gelir, Spor kastaki sinirsel mesajların gidiş hızını arttırıyor. Böylece, hareketlere daha çabuk tepki verir hale gelinebiliyor.


Düzenli egzersiz, yaşlanma sürecinde azalan kemik kütlesini aynı oranda arttırıyor.
Organ zayıflıklarını önler,


Şişmanlık, şeker, tansiyon ve damar sertliğini önler… Ve sporun yararlarını ortaya çıkaran daha nice bilimsel araştırma ve bulgular vs…)))

Spor zararlı olabilir mi?


Spora başlarken mutlaka çok dikkatli olunmalı ve hekimin öğütleri göz önüne alınmalıdır. Kırk yaşından sonra, sağlıklı olsanız bile, özellikle kardiyak yıkımlardan sakınmak için düzenli olarak hekim kontrolünden geçmek gerekir. Bu kontrolün amacı, genel olarak bir sporu yapmaya ya da belli bir spor için olası yasaklı durumların varlığını saptamayı amaçlar. Bu durum EKG, kardiyak enzimler, röntgen ve hastanın muayenesi ile araştırılır. Genelde sporun yararları göz önüne alınırken, bazı durumlarda zararlı da olabileceği göz ardı edilir. Bu da bilinçsizce yapılan ve abartılan sportif çalışmalardan kaynaklanır. Bazen ölümlere bile sebep olabilir. Ölümlerin çoğu yetersiz hazırlanma yanlışlıklarından kaynaklanır.

Örneğin aşırı çalışmalar, güneş altında uzun süreli egzersizler, aşırı tok veya aç karnına çalışmalar, aşırı diyetler, riskli hareketler, yaşa, spor alışkanlığına ve bedene uygun olmayan çalışmalar vs…
Kırk yaşına kadar kaslar önce, kalp daha sonra yorulur. Kırk yaşından sonra ise kalp önce, kaslar sonra yorulur. Bu sebeple yaş ilerledikçe bilinçli spor yapılmalı ve kasların yorulması beklenmemelidir.


Spor kurallarına uygun yapılmadığı takdirde kaslarda; kramp, uzama, kopma, yırtılma, tendinit, savunma sisteminde çöküş, aşırı yorgunluk, çeşitli hastalıklar ve sonunda ölümlere bile yol açabilir. Ağır sporlar, vücutta antioksidanların birikmesine, bu da erken yaşlanmaya sebep olur.


Diğer taraftan çoğu sporcu başarı uğruna aşırı doping ilaçları kullanıyor. Bu (Erkek-Kadın) onlarda bedensel ve ruhsal birçok zararlara yol açıyor. Hatta bayan sporcuların bir kısmı, aldıkları aşırı erkeklik hormonu yüzünden erkeleşiyor. Sporun bu açılardan birçok zararlarını da göz ardı etmemek gerekir.
Olimpiyatlara örneğin 10.000 yarışmacı katıldığı düşünülse bunlardan 9.900 ü çeşitli doping ilaçları kullanıyor… Doping konusunda toplumu ve sporcuları aydınlatmaya ve zararlarını açıklamaya yarayan ilk kitabı naçizane ben yazmıştım. Beni ölümle tehdit ettiler. Çünkü büyük rantlar dönüyor.
Sporun tarihi çok eski medeniyetlere ve antik toplumlara kadar uzanır. Bu nedenle spor, insanların tabiatla mücadele, neslini sürdürebilme gayreti, medeniyet etkileşim ve değişimleri içinde, bilinçli veya bilinçsiz var olmuş ve gelişimini sürdürmüştür.

Geçmiş yıllarda ve gençliğimizde spor ve beslenme.


50–60–70’li yıllarda spor ve sporcu beslenmesi tam bir bilimselliğe ulaşmamıştı. Yalan yanlış bilgilerle aşırı yeme doğru beslenme sayılıyordu. Eski pehlivanların “Bir oturuşta, bir kuzu yedi…” şeklindeki hikâyeleri, o zamanki iyi beslenmenin ifadesiydi.


Protein, yağ ve karbonhidratlar dengeli bir bilimsellikle alınamıyordu. Kitap ve internetten yararlanılamıyordu. Bu bilgisizlik içinde, biz de saatlerce antrenman yapıyor ve ne bulursak onları aşırı şekilde yiyorduk. Bunun da yarar yerine zarar getirdiğini çok sonra anladık.


Buna rağmen o zamanlar, bugünkü kadar yozlaşmamış toplum düzeninde, sporun birleştirici gücünden ve getirdiği kişisel ve ahlaki değerlerden fazlasıyla yararlandığımızı belirtmeden geçemeyeceğim.


O sıralar sporcu beslenme katkılarının çoğunun ithalatına da izin verilmiyordu.. Sonra yurt dışından gelen birçok şampiyon sporcunun bunları beraberlerinde getirerek kullandıkları ve yararlandıkları görüldükçe görgü arttı.


Bugün örneğin bir kız takım sporcuları bile 100 kiloyla “squat-halter sırtta çöküş” yapabiliyorlar. Çantaları ise çeşitli ergogenik sporcu beslenme katkılarıyla dolu.


Şu andaki en büyük zorluk, sağlık için spor ve amatör sporun bilimsellikle yapılmasıyla, profesyonel spordaki başarı amacının içinde bulunduğu ikilemlerdir!


Sporun yararlı yapılabilmesi için aerobik ve anaerobik çalışmalarla kassal egzersizlerin birlikte ve uyum içinde yapılması gereklidir.
Aerobik çalışmalarda alınan ve harcanan oksijen miktarı eşittir. %6+-. Anaerobik çalışmada ise harcanan oksijen alınandan fazla olup oksijen açığı vardır. Bu çalışmalar genelde kalp ve damar sistemiyle iç organları etkiler.
Aerobik, anaerobik, interval vs prensipli Cardiyovasküler çalışmalarda Faydalı kalp atımı; 220 – yaş = çıkan rakamın yaş ve bünyeye göre %65-85 arasında atımıdır. Pratik açıklamayla nabız yürüyüşte dahi 90-100 atıma çıkarılmalıdır. Vücuttaki yağın yakımı ise ancak 12 dakikadan sonra başlamaktadır.


Kassal çalışmalar ise kasları etkileyen izometrik (statik sabit kasılma), izotonik (dinamik hareketli kasılma) vs şeklinde ağırlıklı, aletli ve aletsiz olarak yapılır.
Şüphesiz sporcuların performansını etkileyen temel faktörlerin başında genetik yapı, bilimsel antrenman ve bilimsel beslenme en başta gelen unsurlardır. Bu sebeple beslenme, sporcuların performanslarını etkileyen en önemli unsurlardan biridir.


Sporcu beslenmesi, beslenme katkılarının da çoğalması, çeşitli klinik araştırmalar ve nano teknolojik üretimlerle çok yönlü gelişmiştir. Zamanımızda, üzerinde çok fazla araştırma yapılan ve her geçen gün gittikçe de artan şekilde dikkat çekmeye başlayan bir bilim dalıdır. Spor bilimcilerinin olduğu kadar, sporcuların, antrenörlerin, kondisyonerlerin, sporcu ailelerinin ve spor ile ilgili tüm meslek mensuplarının bilgi sahibi olması gereken bir konudur.


Beslenmede özellikle dikkat edilecek nokta protein, yağ, karbonhidrat, vitamin vs içeren çeşitli besin öğelerinin dengeli olarak alınmasıdır. Hayvanlar besinleri canlı yerler, hareketli ve sağlıklıdırlar.


Kristof Kolomb aylar süren gemi seyahatlerinde sağlıksız beslenme nedeniyle ölümcül derecede ağır hasta olanları bir adaya terk etmiş. Dönerken ayni yere uğradığında hepsinin çok sağlıklı olduklarını görmüş. Hepsi canlı besin yiyerek sağlıklarına kavuşmuşlar. Bunun üzerine adaya Portekizcede iyileşmek anlamındaki “Çuracao” adını vermişler.


Ailelerin çoğu, sporcu çocuklarının nasıl besleneceğini bilmemektedir. Ayrıca beslenme katkılarını zararlı doping maddesi olarak görmektedirler.


Bu konularda internetten elde edilen bilgiler de bir bütünlük içinde değildir. Kopuk bilgiler halinde olup, bunlardan bazıları çok bilimsel, bazıları da bilimden çok uzak olduğundan sporcunun kafası karışmaktadır.


Piyasada önerilen diyet listelerinin çoğu ya yetersiz, ya yanlış ya da çok eski ve gereksizdir. Ayrıca listelere bağlı kalmak uygulayanları strese sokmaktadır. Bunlar tekdüze listelerdir. Oysa gerek normal beslenme, gerekse sporcu beslenmesi, yaşa, boya, kiloya, cinse, yapılan spor dalına, antrenman süresine vs göre değişmektedir. Buna ilave olarak besinler hakkında da yeterli bilgiye sahip olmak gerekir.


Dünya Sağlık Örgütü ve bilimsel kuruluşların araştırmaları kardiyovasküler ve ağırlıklı çalışmalarla bilimsel diyetin birlikte uygulanabildiği çalışmaların, kaslı ve sağlıklı zayıflama ve form açısından en yararlı şekil olduğunu kanıtlamışlardır.


Her biri kendi konusunda geniş kapsamlı olan; beden, spor, beslenme vs konularını kısıtlı imkânlarla bu şekilde özetlerken, akıl, ruh ve beden bütünlüğünde sağlıklı yaşamlar dilerim.
Saygılarımla,