Tarih ve gelecek Mustafa Kemal diye yazar

0

Düşünce ve endişenin labirentlerinde, bir korku filminin ürpertisiyle,
olanı biteni anlamlandırmaya çalışmaktayız.

Bir karabasanın son halidir,
bağırır, çağırırız,
fakat,
uzanan el dost mu,
yoksa düşman mıdır
farkına varamaz,
içinden çıkamayız.

Duyduğumuz sesler,
yaşanılan ihanet ve acılar,
dün de olduğu gibi
kayıp giden hayatlar;
adı mı ?
Adlandıralım mı ?
Adı, adı batasıca istikrar.

Bana bir kaos ver,
ben de sana,
istediğim demokrasiyi getireyim bilinmezliği !

Doğru bildiğimiz yalanlar,
yalan sandığımız doğrular,
ha at izi,
ha it izi,
bir yanda inim inim inleyen bir memleket,
kardeşin kardeşe efsunlu kalleşliği,
diğer yanda ise
ezanlı, selalı, bol kornalı kutlamalar.

Bir deli,
belki de iki,
hatta üç, dört, beş kim bilir ?
Üst akıl, alt akıl,
yan akıl,
bilmem ne bela,
kuyuya atılan taş
ve o taşın altında kalanlar.

Dün kucak kucağa,
dün yol arkadaşı,
dün secdesi aynı,
duası aynı,
dün,
her isteneni veren
ve her isteneni alan,
değil midir,
üzerimize çullananlar ?

Seni, bana
beni, ötekine yabancılaştıranlar ?
Kim bunlar ?
Yakınlarda ya da uzakta mıdırlar?

Sorular, sorular.
Şimdilik cevapları gün yüzüne çıkmayı bekleyen,
çok bilinmeyenli bir denkleme ait sorular.

İnlerini bilmem ama,
hücrelerimize kadar sızan,
sızıp da cerahatlaşan,
ha bugün, ha yarın derken,
üç beş gün önce yüreğimizde patlayan bir travma.
Bir travma değil midir elimizde kalan
ve soru, soru içindeki bu cevapsız sorular?

Sorularla boğuşurken düşünen akıl,
sorması gerekenlerin dilinde,
demokratik bir mutluluk yalanı
ve gözlerimizin içine baka baka,
kaçak mabedlerde utanmaz tokalaşmalar.

Mehmed’i kırbaçlayan,
Mehmed’i boğazlayan bir yanda,
dönüp bakınca öteki yana,
adressiz,
sözleri yuvarlak,
masal soslu demokrasi kutlayıcılar,
ve zanlı demokrasilerinin Pirus zaferleridir ortaklıklarına kar kalan.

Ey ile başlayan,
vah ile devam eden,
eh ile süre gidecek
bir ezber demokratlığıdır yaşanan.

Eyvah diyenler ile eh buna da şükür kıskacında yarım kalan hayatlar.

Silivri’den hatırlıyorum bu yüzleri.
Adı mahkeme, özü zulümhane.
Nemrut Mustafa Paşa’nın kürsüde cellatları
ve bugün gibi aklımda,
kandıran ve gönüllü kanan savcıları.

Oradaydık bizler.
Sizler de orada.

Siz vurdunuz kelepçeyi umuda.
Sizlerin suçudur,
Silivri’den Boğaz köprüsüne dikilen şeytan,
elinizde izleri,
kul görmezse Allah görür,
ortadadır olan biten,
herşey beraber yürüdüğünüz yollardan !

Şimdi bozuk bir plak gibi
dönüp, duruyor hikaye ekranlarda.

Vahşet mi, cinnet mi,
utanç yada destan mı ?
kimin uğrunda.

Herkes saltanatına bakar kayığının,
Yenikapı’larda kürek çeken bol oldukça.

Kimileri çaresizdir.
Gökçek’ler gibi.
3 harfliler ile yaptırıyor demişti.

3 harfliye bağlamıştır ya olan biteni,
ne demeli,
güler misin, ağlar mısın bu duruma ?

Unutursak kalbimiz kurusun,
üçer üçer götürür,
üçer beşer bölüşürlerdi
hatırla.

Sıkışınca kuyruk,
üç harflilermiş işin içindekiler,
ister inan,
ister inanma !!!

Oturdukları yerden bakınca,
herkesi kendileri gibi
” ahmak ” zannederler.
Bu itiraflara şaşırma.

Dün ne dediysek
o dur,
bugünkü sözümüz.
Her istediklerini verdiğiniz gün de,
her istediklerinden bir fazlasını almak için dehlizlerinden çıktıkları gün de,
yalpalamayacak,
dün, ondan önceki gün,
o kanlı gün,
bugün ve yarınlarda da,
değişmeyecek inancımız.

İster üç harfli,
ister altı harfli,
gelebildiğiniz kadar,
sövebildiğiniz kadar,
elinizden geleni ardına koyabildiğiniz kadar,
karşınızdayız.

Üç harfli mi demiştiniz ?

Sizinkine akıl sır ermez ama,
bizlerin üç adlısı var.
Unutmayınız !

Bu memlekette,
tarih ve gelecek
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK diye yazar.

Bunu bilir
ve sonsuza kadar yolundan ayrılmayız bu yoldan …
Atatürk ile kalın.
Selam ile …

Cem AYAZ
Bağımsız Gazete
14 Ağustos 2017

yorum Yap

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku