Bağımsız Yazarlar

Uzun bir teessüf…


Bağımsız Yazarlar

Uzun bir teessüf… Neden yazmadık ki bu hafta? Tembellik hakkı kullanacak kadar popüler mi oldum sanki? Yazarımız bir süre izin kullanacaktır diye bir ibare ekleseler ismimin altına, ne kadar karizmatik olur… İzin, tembellik, tatil… Ne kadar da uzak kavramlar hepimize… Emeklimizin bile iş yoğunluğundan başını kaşıyacak vakti yok ki bu memlekette… Çağımızın hastalığı, bağımlılığı, iletişim […]



Uzun bir teessüf…
Neden yazmadık ki bu hafta?
Tembellik hakkı kullanacak kadar popüler mi oldum sanki?
Yazarımız bir süre izin kullanacaktır diye bir ibare ekleseler ismimin altına, ne kadar karizmatik olur…
İzin, tembellik, tatil… Ne kadar da uzak kavramlar hepimize… Emeklimizin bile iş yoğunluğundan başını kaşıyacak vakti yok ki bu memlekette…
Çağımızın hastalığı, bağımlılığı, iletişim odağı, vakit geçirme kaynağı… Liste uzar gider… Facebook bu, ünvanlardan ünvan, sıfatlardan sıfat beğen tarif etmek için… Facebook sahibi olmayana kötü gözle baktığımız döneme girdik hamdolsun… (Batı bizim teknolojimizi kıskanıyor!)
Herkes Facebook aleminde… Organizasyonlar, düğünler, paneller, eylemler… Kimin ne yaptığını takip etme safhasını çoktan geçtik; kim ne yapmamış, onu takip ediyoruz Facebook üzerinden…
Mesela bu akşamüstü CHP Milletvekili Ceyhun Bey ve MYK Yedek Üyesi Atilla Taş vardı Bursa’da. Nilüfer Belediyesi’nin bir organizasyonu için, “Siyaset ve Mizah” konulu bir söyleşi düzenlendi.
Başta her şey iyiydi. Özellikle tebrik etmek gerekir ki, Ceyhun Bey sayfa sayfa evrakı ve klasörüyle ödevini yaptığını çok net ifade etti. Atilla Bey de hazırdı ama, onunki biraz daha “zeki ama derslerine çalışmıyor” öğrencisi halindeydi. Doğaçlama ile işi götürürüm demiş belli ki…
Soru-Cevap bölümüne geçilene kadar herşey harikaydı. Anılar, fikirler, sohbet muhabbet derken geldik soru cevap bölümüne. İşte orası dananın kuyruğunun koptuğu, “laf söyledi balkabağı” sisteminin yürürlüğe girdiği nokta oldu…
Ne kadar meraklıyız elimize mikrofon almaya… Ne kadar meraklıyız elimize mikrofonu aldığımızda konudan bağımsız bir şekilde saçma sapan konuşmaya… Adı üstünde, “Soru-Cevap” bölümü… Mikrofonu alanların yarısı kendini tanıtmakla harcarken zamanını, bir kısmı da CHP politikalarından bahsetmeyi uygun gördü…
Kibar olamayacağım, NEFRET EDİYORUM!
Bu anlayıştan, bu kafadan, bu insanlardan, bu davranışlardan nefret ediyorum… Kızmayın hemen, nefretimin sebeplerini açıklayabilirim!
Vekilimiz sayın Ceyhun İrgil inanılmaz derecede ulaşılabilir bir insan. Telefon edin, açacaktır. Açmadı mı? Bilin ki ilk müsait olduğu anda, numaranız onda kayıtlı olmasa bile sizi arayacaktır.
Vaktinin mümkün olan çoğunluğunu Bursa’da geçirir. İsim ve görsel hafızası kuvvetlidir. Hasbelkader isminizi öğrendiyse, ya da sizi bir yerlerde gördüyse bir daha unutmaz. İlk fırsatta size isminizle hitap eder, tanıdığını belli eder. Bu adama, böyle bir söyleşi ortamında, böylesine keyif ve neşe varken, parti politikaları hakkında fikir beyan etmenin gereği yok. Şahsi fikrimizi söyleyeceğiz diye “Siyaset ve Mizah” konseptinin dışına çıkmaya gerek yok. Hadi hepsini anladım da, soru soracağım diye mikrofon isteyip, fikirlerini dillendirdikten sonra soru bile sormamak… Hiç yok…
Bu söyleşinin esas oğlanı Atilla Taş olmalıydı, ki bence oldu da… Söyleşi bittikten sonra uzunca bir süre kitap imzası, fotoğraf, sohbet muhabbet… Elinden geleni yaptı. Yaptı yapmasına da, salonun yarısı gitmişti zaten söyleşi sona ermeden… Neden gitmişti biliyor musunuz? Bizim densizliğimiz yüzünden… Biz kim miyiz? Biz Bursa CHP üyeleriyiz…
Ben bugün utandım dostlar…
Soru soracağım diye beş dakika kendini anlatanlar utandırdı beni…
CHP şu ilçe şu önemli insanıyım ben diye kendini lanse edenler utandırdı beni…
Siyaset ve Mizah başlıklı bir panelde, ne olacak bu memleketin hali diyenler utandırdı beni…
Tüm gücüyle muhalefet yapan CHP için, diploma konusunda neden bir şey yapmıyoruz diyen CHP üyeleri utandırdı beni…
Sene olmuş 2016, neden halka inmiyorsunuz, neden ben protokolde oturmuyorum diyen ablamız utandırdı beni…
En çok da ne utandırdı biliyor musunuz?
Yüzde doksanı CHP üyesi ya da üye yakını olan bir salonda, bir şekilde oraya gelip katılım göstermiş olan ve CHP ile bağlantısı olmayan bir avuç insanın salonu erken terk etmesi; salonu erken terk ederken de “Siz önce kendi aranızda kavga etmeyi bırakın CHP’liler” demesi utandırdı…
Gücüm tükeniyor, umutlarım azalıyor bazen… Aynı yüzler, aynı sığ fikirler, aynı tutucu kafalar…
Nitelik mi önemli nicelik mi?
Nitelik, nitelik, nitelik…
Bu nitelikte gidebileceğimiz tek yer Nilüfer üzerinden Mudanya sahilleri… O da bir yere kadar, bu kafayla onun da uzun sürmesi mümkün değildir…
Her organizasyona katılmak değildir faydalı olan bence. Bence faydalı olan, katıldığı organizasyona göre davranabilmektir. Mudanya’da kurulmuş sübyan mektebi bugünkü söyleşi ile alakalı değildir. CHP’nin halka inmesi konusu bugünkü söyleşi ile alakalı değildir. Bursa’nın yerel problemleri bugünkü söyleşi ile alakalı değildir. Bu tarz etkinliklerde ön sıranın protokole ayrılması bugünkü söyleşi ile alakalı değildir…
Elma ile armut farkını anlayamayan bir kitle ile aynı yolda yürümek yoruyor artık beni. Tek derdi kendi ışığını parlatmak olan insanların ağızlarındaki ucuz Atatürk söylemleri yoruyor artık beni. Herhangi bir ilçenin herhangi bir yöneticisi olmasına rağmen arka sıralarda oturduğu için alınganlık yapan sözüm ona halk partili insanlar yoruyor artık beni…
Bir karar verilmesi lazım tez zamanda. İnsanların bir tercih yapması lazım…
Ben mi, ülkem mi?
Bu basit soruyu içeren bir anket yapılsın mesela tüm vatandaşlara… Çıkan cevaba göre davransın tüm insanlar. Benim gibi memleket sevdası ile, çıkar gözetmeden, şahsi kaygılarını bir kenara bırakmış insanlar baksın ve karar versin geleceklerine bu anketlerin sonucunda…
Bize de yazık…
Esnafım ben. Kasama giren paranın yüzde altmışı vergi, geri kalanı masraf, maaş, hammadde, kira, su, elektrik…
Yandaş dalkavukların küplerini doldurduğu bu dönemde muhalefeti seçmişsem ben, bir bildiğim ya da bir kazancım olduğu için değil; ideallerim ve gelecek ümitlerim olduğu içindir… Ezilenler içindir, hakkını alamayanlar içindir, ayrıştırılanlar ötekileştirilenler içindir… Çoluğu çocuğu bırakıp da eylemlere, toplantılara, buluşmalara katılıyorsam ben, kendime fayda sağlamak için değil, topluma faydalı olmak içindir…
Yirmili yaşlarda çok yoğun çalıştığım siyaset ortamından yavaş yavaş uzaklaşmış, kendimi çekmiştim… Umudumu kaybetmiştim çünkü, koltuk sevdalısı insanların egolarına yenilmiştim… İyiydim aslında siyasetten uzak, keyfim yerindeydi… Kendim kaşındım, 2015 sonunda gerisin geri döndüm fokur fokur kaynayan cadı kazanına… Hep diyorum ya, taşın altına ellerini sokması lazım birilerinin. Birileri elini taşın altına sokacak ki, başka birileri ahkam kesebilsin doya doya…
Siyaset bu değil… Siyaset “ben sorumluluk almayayım, alanı da sabaha kadar eleştiri bombalarıyla patlatayım” değil…
Gel kardeşim…
Madem fikrin var, madem sistemin var, madem aykırı fikirlerin var; sen de gel… Milyon tane parti var, elbet bir tanesi senin fikirlerine, senin ideolojine uyar… Sen de o partiye gel… Birlikte olalım, rakip olalım, kanlı bıçaklı olalım… Bir şeyi yapma ama ! Ahkam kesme oturduğun yerden. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma. Ne yapıldığını bilmeden yapılmayanları eleştirme… Sen sok elini taşın altına bu sefer de…
Yazıma son verirken, hepinizin huzurunda özür diliyorum Atilla Taş beyefendiden.
Üzdük biz onu bugün… Yok saydık, yokmuş gibi davrandık… Bizlerle iki cümle sohbet etmek için yol tepmiş, huzurumuza gelmiş insana “sen dur hele, biz Ceyhun Bey’e bir danışalım” dedik ve onu kenara attık…
Bugün ben çok üzüldüm be dostlar… Üzüldüm ve umutlarımın büyükçe bir kısmını naftalinleyip en üst raflara kaldırdım…
İnşallah ben utanır, inşallah ben yanılırım…
Saygılarımla…