Gündem

Veysel’in adı da sazı da yaşıyor


Gündem

“Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın” diyen Âşık Veysel, bu dünyadan gideli 47 yıl oluyor. Âşık Veysel, hayatını anlattığı şiirinde …



Veysel’in adı da sazı da yaşıyor 1

“Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın” diyen Âşık Veysel, bu dünyadan gideli 47 yıl oluyor.

Âşık Veysel, hayatını anlattığı şiirinde “Üç yüz onda gelmiş idim cihana” diyor. Rumî takvimle 1310’u işaret eden bu tarih, 1894’e denk geliyor. Bu tarihte Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğar Veysel. “Genç yaşımda felek vurdu başıma / Aldırdım elimden iki gözümü / Yeni değmiş idim yedi yaşıma / Kaybettim baharımı yazımı” mısralarında da kaybettiği gözlerini anlatır. Önce çiçek hastalığı yüzünden sol gözünü tamamen kaybetti, sağ gözüne de “perde indi”. Belki kurtarılacak gibiydi ama onu da bir kazayla kaybetti.

10 yaşında sazla buluştu

Gözlerini kaybettikten sonrasını “Bağlanmış bir köşede kaldım bir zaman” diye anlatan Veysel’in eline 10 yaşındayken bir saz verdi babası. Kulağı, saza, söze, âşıklara alışkındı. O gün eline aldığı sazı, bir daha hiç bırakmadı. Köye gelen Çamşıhlı Ali, Veysel’in ilk ustası oldu.

Anne babasının, yalnızlığını azaltmak için bir kız bulup evlendirdiği Veysel, eşinin bir gün kaçıp gitmesiyle yeniden yalnız kaldı. Daha sonra evlendiği Gülizar ise ölene kadar yoldaşı oldu.

Ahmet Kutsi Tecer’in rolü

1931 yılı Âşık Veysel’in hayatında bir dönüm noktasıydı. Bu yıla kadar dar bir çevrede tanınıyordu. 1931’de Sivas’ta düzenlenen “Âşıklar Bayramı”nda derece alarak adından söz ettirmeye başladı. Bu bayramı düzenleyen kişi, şair ve folklor araştırmacısı Ahmet Kutsi Tecer’di. Bu yıllarda Sivas’ta öğretmenlik ve İl Maarif Müdürlüğü yapan Tecer, Âşık Veysel’in geniş çevrelerce tanınmasında önemli rol oynadı. Âşık Veysel’in deyimiyle Tecer, dilinin bağını çözmüştü.

Özel kanunla maaş bağlandı

Tanındıktan sonra yurdun pek çok yanına giden Veysel, Köy Enstitülerinde de saz dersleri verdi. 1965 yılında “ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetler” nedeniyle özel bir kanun çıkarılarak Âşık Veysel’e maaş bağlandı. “Ben gidersem sazım sen kal dünyada / Gizli sırlarımı aşikar etme” diyen Veysel, 21 Mart 1973’te köyünde hayatını kaybetti. Şiirinde dediği gibi sazı ve sözü ise bu dünyada kaldı.

Veysel’in adı da sazı da yaşıyor 2

79 yaşında veda etti

22 Mart 1973 tarihli Milliyet, Âşık Veysel’in ölüm haberini şöyle duyurmuştu: “Ünlü Halk Şairi Âşık Veysel Şatıroğlu, dün sabaha karşı köyündeki evinde hayata gözlerini yummuştur. Bir süreden beri akciğer kanserinden rahatsızlığı bulunan 79 yaşındaki ozan, önce Sivas, daha sonra Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi’ne kaldırılmış, tedavi olanağı bulunamaması üzerine de evine götürülmüştü.”

Yaşar Kemal: Bana Orhan Veli okuttu

Yaşar Kemal, 1973 yılında Milliyet Sanat’ta yayımlanan yazısında Karacaoğlan’ı, Pir Sultan’ı, büyük ustaların gerçekten ses ve söz olarak büyük yanlarını, köylüyü, halkı, Veysel’den öğrendimizi söyler. Onun deyimiyle Veysel, geleneğin sağlam kökünde filizlenip çağa karışmıştır. Yaşar Kemal, ilginç bir anekdot da veriyor yazısında: “Veysel bir süre Ankara’da bana durmadan Orhan Veli okuttu ve anlattırdı. Sevdiği, Orhan’dan seçtiği, üst üste okuttuğu şiirleri oldu. Şiirinin yeniliği, bir yerde gelenekten kopuşu, büyük şiirimize yeni bir halka oluşu çağın getirdiği yeniliklere Veysel’in uzaktandan da olsa kulak verişidir.”

CUMHURİYETİN İLK KADIN VEKİLLERİNDEN HATI ÇIRPAN YAŞAMINI YİTİRDİ

Köyünden çıkıp Meclis’e girdi

Türkiye’nin ilk kadın milletvekillerinden Hatı (Satı) Çırpan, 21 Mart 1956’da hayatını kaybetti. Çırpan, kadınların milletvekili olmaya hak kazanmasından sonra Atatürk tarafından köylü kadınların temsilcisi olarak önerilmişti.

5 Aralık 1934’te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesinin ardından ilk seçimler 8 Şubat 1935’te yapıldı. Bu seçimde 17 kadın milletvekili ilk kez Meclis’e girdi. Bir yıl sonra boşalan milletvekillikleri için yapılan ara seçimle birlikte bu sayı 18’e çıkacaktı. Bu 18 kadından biri de TBMM kayıtlarına Hatı Çırpan olarak geçen Satı Çırpan’dı. Ankara’dan milletvekili olarak seçilmişti.

Kadın milletvekili adayları ikisi hariç en az lise mezunuydu. Lise mezunu olmayan iki kişiden biri, ortaokul mezunu olan ve çiftçilikle uğraşan Bursa Milletvekili Şekibe İnsel, diğeri de bizzat Atatürk tarafından köylü kadınların temsilcisi olarak önerilen Çırpan’dı.

Gerçek adı Hatice

Gerçek adı Hatice’ydi ama çevresinde Satıkadın olarak tanınıyordu. 1890 yılında Ankara Kazan’da dünyaya geldi. Ailesi Kurtuluş Savaşı’nda büyük destek vermişti, eşi de Balkan Savaşı gazisiydi. Okuma yazmayı, harf devriminin ardından açılan Millet Mektebi’nde öğrendi. 1933 yılında kadınlara muhtar olma yolu açılınca muhtar oldu. Köyün sorunlarını çözmek için çalışan Satıkadın, yeri geldiğinde ata binip silah kuşandı, köyün inzibatına yardım etti. Milletvekilliğine giden yol ise Atatürk ile tanışması ile açıldı.

Atatürk’le tanışması

1934 yılında Atatürk’ün köye yakın bir bölgeye geleceğini haber alan Satıkadın, köylülerle birlikte Atatürk’ü karşılamaya gitti. Atatürk’e ayran ikram etti. Muhtarlıktan memnun olup olmadığını soran Atatürk’e “Memnunum” yanıtını verdi. Sonra Atatürk ne zaman doğduğunu sordu Satıkadın’a. “1919” diye yanıtladı. Gerçek doğum tarihi değildi bu. Öyle olsa 15 yaşında olması gerekirdi. Atatürk şaşırdı. “Nasıl olur, emin misin?” diye sordu. Satıkadın şu yanıtı verdi Atatürk’e: “Siz Samsun’a çıkmadan önce biz yaşamıyorduk ki!”

Atatürk’ün yanında yakın arkadaşı Nuri Conker vardı. “İşte mebus olacak kadın” dedi Atatürk. Adını ve köyünü kaydettirdi.

Bu konuşmadan birkaç ay sonra milletvekili adayı yapılacağı söylendi Satıkadın’a. “Hükümetin emrine kellem bile feda olsun” diyerek kabul etti. 8 Şubat 1935’te milletvekili seçilen Satıkadın’a bir süre özel eğitim verildi. Modern kıyafetler giydirildi.

Veysel’in adı da sazı da yaşıyor 3

Atatürk adını Hatı koydu

Milletvekilliği süresince köylülerin sorunlarıyla yakından ilgilendi. Satı olan ismi, Atatürk tarafından Orta Asya’dan gelen Türk isimlerinden biri olan “Hatı” ile değiştirildi. Meclis kayıtlarına böyle geçti. Bir dönem süren milletvekilliğinin 1939 yılında sona ermesinin ardından köyüne döndü. 21 Mart 1956’da hayatını kaybetti. Kahramankazan’daki evi 2014’te yılında müze haline getirildi.

Veysel’in adı da sazı da yaşıyor 4

Dersim Harekâtı

1935 yılında ismi Tunceli olarak değiştirilen Dersim, Tanzimat’tan başlayarak merkezi yönetimlerle çatışma yaşayan bir bölgeydi. Cumhuriyet döneminde de bölgede karakol kurulması, vergi toplanması, hazırlanan raporlara göre “asırlardan beri başına buyruk yaşamış insanların” tepkisini çekiyordu. Bölgede Atatürk’ün deyimi ile “esaslı bir ıslahat programının tatbiki düşünülmekte” idi. Bu kapsamda yapılan düzenlemelerden biriyle de Dersim adı “Tunçeli”ne çevrildi.

İsyana dönüştü

“Bölgede hükümetin nüfuzunu hissettirmek” için atılan adımlara aşiretler “sürgün edilecekleri ve katliam uygulanacağı” kanaati ile bakıyor, bölgede devletin varlığına karşı direnç gösteriyordu. Komutan Vali ve Bölge Müfettişi Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan’ın yöreden 200 bin martin tüfek, vergi, asker ve itaat isteyen genelgesinden sonra aşiretler yeni yapılmaya başlanan askeri karakol binalarını tahrip ederek, askerlerin silahlarını aldı. Git gide büyüyen olaylar isyana dönüştü. Ulus gazetesine göre ise olaylar 20-21 Mart Cumartesi gecesi saat 23.30’da Kahmut Köprüsünün yakılması ile başlamıştı. Çok sayıda askerle kapsamlı bir müdahaleye girişildi.

Hava Harekâtı

4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu “isyan eden yerlerdeki halktan iki bin kişinin toplanarak başka bir yere nakli” kararını aldı. Bu arada köylere baskınlar düzenlenerek silahlar da toplanacaktı. Bölgenin coğrafi yapısı nedeniyle karadan yeterli müdahale gerçekletirilemediği için içlerinde Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in de bulunduğu 15 uçak da havadan bombardıman gerçekleştirdi.

İdam edildiler

11 Eylül’de isyanın liderlerinden Seyit Rıza teslim oldu. 13 Eylül 1937 tarihli Ulus gazetesi bu haberi “Seyid Rıza nihayet teslim olmağa mecbur kaldı” şeklinde duyurdu. Seyit Rıza ve oğlu Hüseyin ile birlikte dört kişi daha idam edildi. Ancak olaylar durulmayacak ve 1938’de 2. Dersim Harekâtı başlayacaktı.